Düğün Eğlencesi mi, Toplumsal Huzursuzluk mu?

"Medeniyet, insanın kendi mutluluğunu yaşarken başkasının huzuruna saygı göstermesidir."

Diyarbakır'da yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte düğün sezonu da başladı. Sokaklar, mahalleler ve düğün salonları sevinçli kalabalıklarla doluyor. Evlatlarını evlendiren ailelerin heyecanı, gençlerin mutluluğu ve dostların bir araya gelmesi kuşkusuz toplumumuzun en güzel geleneklerinden biridir. Düğünler, sadece iki insanın hayatını birleştirmesi değil; aynı zamanda akrabalık bağlarının güçlendiği, dayanışmanın arttığı ve kültürel değerlerin yaşatıldığı önemli sosyal etkinliklerdir.

Ancak son yıllarda düğün kültürünün bazı uygulamaları, kutlamanın ötesine geçerek toplumsal bir rahatsızlık kaynağına dönüşmeye başlamıştır. Özellikle gece geç saatlere kadar süren korna sesleri, kilometrelerce uzayan düğün konvoyları, yüksek sesli müzikler, havai fişek gösterileri ve bazen de silah sesleri; şehir yaşamını olumsuz etkileyen ciddi sorunlar haline gelmiştir.

Bugün Diyarbakır'ın birçok mahallesinde insanlar yaz akşamlarını huzur içinde geçiremez hale gelmektedir. Gece yarısını geçen saatlerde patlatılan havai fişekler yalnızca gürültüye neden olmamakta; yaşlıları, hastaları, bebekleri ve küçük çocukları da olumsuz etkilemektedir. Ertesi gün sınava girecek öğrenciler, gece vardiyasından dönüp dinlenmeye çalışan işçiler, sabah erkenden işe gidecek vatandaşlar ve sağlık sorunları nedeniyle istirahate ihtiyaç duyan insanlar bu gürültüden doğrudan zarar görmektedir.

Sorunun en önemli yönlerinden biri de bu davranışların giderek normalleştirilmesidir. Oysa toplumsal yaşamın temel ilkesi karşılıklı saygıdır. Hiç kimse kendi mutluluğunu yaşarken başkalarının yaşam hakkını, huzurunu ve dinlenme özgürlüğünü ihlal etme hakkına sahip değildir. Çünkü şehirler sadece eğlenenlerin değil; çalışanların, öğrencilerin, hastaların, yaşlıların ve çocukların da ortak yaşam alanıdır.

Düğün konvoyları da ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Trafiğin yoğun olduğu caddelerde yolların kapatılması, uzun araç kuyrukları oluşturulması, sürekli korna çalınması ve bazen trafik kurallarının hiçe sayılması hem güvenlik riski yaratmakta hem de diğer vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmaktadır. Birkaç saatlik eğlence uğruna yüzlerce insanın trafikte beklemek zorunda kalması toplumsal haklar açısından kabul edilebilir bir durum değildir.

Havai fişek kullanımının ise yalnızca gürültü boyutu yoktur. Özellikle yaz aylarında yangın riski oluşturması, evcil ve sokak hayvanlarını korkutması, çevre kirliliğine neden olması ve bazı bireylerde psikolojik rahatsızlıkları tetiklemesi gibi önemli sonuçları bulunmaktadır. Dünyanın birçok kentinde havai fişek kullanımı sıkı kurallara bağlanırken, bizde bu konuda yeterli hassasiyetin gösterilmediği görülmektedir.

Peki çözüm nedir?

Öncelikle ilgili kurumların görevlerini daha etkin biçimde yerine getirmesi gerekmektedir. Gürültü kirliliği konusunda belediyeler, trafik ihlalleri konusunda emniyet birimleri, havai fişek ve benzeri uygulamalar konusunda ise ilgili kamu kurumları daha kararlı denetimler yapmalıdır. Mevzuatta bulunan kurallar uygulanmalı, ihlaller karşısında caydırıcı yaptırımlar devreye sokulmalıdır.

Ancak mesele yalnızca cezalarla çözülemez. Asıl ihtiyaç duyulan şey toplumsal bilinçtir. Çünkü kurallara saygı, sadece korkudan değil, topluma karşı duyulan sorumluluk duygusundan kaynaklanmalıdır. Bir düğünün değeri, ne kadar gürültü çıkardığıyla değil; ne kadar güzel anılar bıraktığıyla ölçülür. Mutluluk, başkalarını rahatsız ederek değil, onlarla birlikte yaşamanın inceliklerini koruyarak anlam kazanır.

Kimse düğün yapılmasın, insanlar eğlenmesin demiyor. Aksine herkes bu mutluluğa saygı duyuyor. Ancak aynı şekilde düğün sahiplerinin de şehirde yaşayan binlerce insanın huzuruna saygı göstermesi gerekiyor. Çünkü eğlenmek bir haktır; fakat huzur içinde yaşamak da en az onun kadar temel bir haktır.

 

Yorumlar