“Bir kenti temiz yapan, sokaklarını
süpürenler değil; yere çöp atmama bilincine sahip insanlardır.”
Diyarbakır,
binlerce yıllık geçmişi, çok katmanlı kültürel yapısı ve Mezopotamya
coğrafyasındaki özgün konumuyla yalnızca bölgesel değil, evrensel ölçekte de
önemli bir kenttir. Ancak kentlerin tarihsel derinliği ve kültürel zenginliği,
tek başına sağlıklı bir kentleşme sürecinin göstergesi olmaya yetmemektedir.
Diyarbakır da son yıllarda hızlı nüfus artışı, yoğun göç hareketleri, ekonomik
dönüşümler ve plansız büyüme gibi dinamiklerin etkisiyle ciddi bir kentlileşme
süreciyle karşı karşıya kalmıştır. Bu süreç, yalnızca fiziksel mekânın
değişimini değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, yaşam alışkanlıklarının
ve bireylerin kentle kurduğu bağın dönüşümünü de beraberinde getirmiştir.
Kentlileşme, bireyin sadece şehirde yaşaması değil; ortak yaşam kültürünü
içselleştirmesi, kamusal alanlara karşı sorumluluk üstlenmesi ve çevreyle
uyumlu bir hayat pratiği geliştirmesi anlamına gelmektedir.
Diyarbakır’da
birçok noktada bu bilincin yeterince oluşmadığı görülmektedir. Bu bağlamda
Diyarbakır’da yaşanan temel sorun, bireylerin kentte yaşama deneyimlerini
yeterince kent bilinciyle bütünleştirememesidir. Bu durum ise en görünür
biçimde çevre kirliliği, kamusal alanların amaç dışı kullanımı ve ortak yaşam
alanlarına yönelik duyarsızlık olarak ortaya çıkmaktadır. Sokaklara gelişi
güzel atılan çöpler, yeşil alanların tahrip edilmesi, tarihi dokunun
korunmaması ve hava-su kirliliği, bu bilinç eksikliğinin en somut
göstergeleridir.
Çevre
kirliliği, sadece kötü bir görüntü yaratmakla kalmaz; insan sağlığını tehdit
eder, yaşam kalitesini düşürür ve kentin geleceğini tehlikeye atar. Oysa bu
sorunun çözümü yalnızca belediyelerin, kamu kurumlarının ya da temizlik
görevlilerinin sorumluluğu değildir. Asıl sorumluluk, o şehirde yaşayan her bir
bireyin omuzlarındadır. Bir çöpü yere atmamak, tarihi bir yapıya zarar
vermemek, yeşil alanları korumak, aslında kentli olmanın en temel gereğidir.
Diyarbakır’da
çevre kirliliğiyle mücadele etmenin en etkili yolu, kentlileşme konusunda
toplumsal farkındalık oluşturmaktır. Okullarda çevre bilinci derslerinin
yaygınlaştırılması, mahalle bazlı temizlik ve bilinçlendirme kampanyaları,
sivil toplum kuruluşlarının daha aktif rol alması ve yerel yönetimlerin halkı
sürece dâhil etmesi büyük önem taşımaktadır. İnsanlar yaşadıkları kentin sadece
bugünün değil, yarının da emaneti olduğunu kavradıklarında, çevreye karşı
davranışları da değişecektir.
Sonuç
olarak Diyarbakır’da gözlemlenen kentlileşme eksikliği, bireysel tercihlerden
çok, tarihsel süreçlerin, göç hareketlerinin, sosyo-ekonomik şartların ve hızlı
nüfus artışının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle çevre
kirliliği sorununu yalnızca bireysel davranışlara indirgemek yerine, toplumsal
yapı ve yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Sorunun
çözümü de yalnızca fiziki düzenlemeler, altyapı yatırımları ve denetimlerle
sınırlı kalmamalı; aynı zamanda bireyin kentle kurduğu ilişkinin niteliğini
dönüştürmeyi hedeflemelidir. Zihinsel ve kültürel dönüşüm, yani “kentli olma
bilinci”, kuşaklar arası aktarımla güçlenen uzun soluklu bir süreci ifade eder.
Eğitim
kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve en önemlisi kent
sakinleri bu sürecin doğal paydaşlarıdır. Diyarbakır halkının sahip olduğu
dayanışma kültürü, aidiyet duygusu ve güçlü toplumsal bağlar, doğru
yönlendirildiğinde çevre bilincinin gelişmesi açısından önemli bir potansiyel
taşımaktadır. Bu potansiyelin ortak bir sorumluluk anlayışıyla harekete
geçirilmesi, kenti yalnızca daha temiz değil, aynı zamanda daha adil, daha
sağlıklı ve daha yaşanabilir bir yaşam alanına dönüştürecektir. Gerçek ve
kalıcı değişim, bireyi suçlayan değil, bireyi sürecin aktif öznesi hâline
getiren bir toplumsal farkındalıkla mümkün olacaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder