“Kalitesiz eğitimin bedelini
gelecek kuşaklar öder.”
YÖK Atlas’ın
2025 verileri, artık “uyarı” olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir gerçeği
yüzümüze vuruyor: Türkiye’de 207 üniversite programına eksi netle, 42 programa
ise sıfır netle öğrenci yerleştirildi. Evet, tek bir doğru cevap bile vermeden
— hatta yanlışları doğruları götürerek — üniversite kazanmak mümkün hâle geldi.
Bu tablo, alarm veren bir sistemin, bir düzenin resmidir.
Bu ülkede
milyonlarca genç, daha çocuk yaşlardan itibaren “geleceğin bu sınavlara bağlı”
denilerek büyütülüyor. Aileler, ağır ekonomik koşullara rağmen dershanelere,
özel kurslara yetişmeye çalışıyor. Gençler aylarını, hatta yıllarını test
kitaplarının arasında geçiriyor; uykusundan, sosyal hayatından, ruh sağlığından
feragat ediyor. Tüm bu fedakârlıkların ardından karşılarına çıkan tablo ise şu:
Bazı üniversiteler, tek bir net bile yapamayan öğrencilere kapılarını açıyor.
Bu durum basit
bir eğitim zafiyeti değildir. Bu, kurumsallaşmış bir ciddiyetsizliktir.
Plansızlığın, denetimsizliğin ve sorumluluktan kaçışın açık kanıtıdır. Sıfır
netle üniversiteye girilebilen bir ülkede hâlâ “eğitimde kalite”, “nitelikli
insan kaynağı”, “21. yüzyıl becerileri” gibi büyük laflar edilmesi ise ancak
trajikomik bir tabloyu tamamlar.
Gerçek şu ki
Türkiye’de üniversite sayısı arttı, ancak üniversite kavramının içi boşaltıldı.
Bir zamanlar bilgi üretmesi, düşünceyi geliştirmesi, toplumu ileri taşıması
beklenen bu kurumların önemli bir kısmı artık diploma dağıtım merkezlerine
dönüşmüş durumda. Diploma, bilgi ve yeterliliğin sembolü olmaktan çıkıp,
piyasaya sürülen sıradan bir kâğıt parçasına indirgeniyor.
Daha da
düşündürücü olan, bu programların büyük bölümünün vakıf üniversitelerinde
bulunmasıdır. Sorunun özü burada açıkça görülüyor: Kontenjan dolsun, gelir
gelsin; akademik seviye, öğrenci niteliği, toplumsal sonuçlar önemli değil.
Eğitim bir hak olmaktan çıkıp, müşteri odaklı bir sektöre dönüşüyor. Öğrenci
artık bilgiyle değil, ödeme gücüyle değerlendiriliyor. Bu tabloya rağmen hâlâ
“Üniversite mezunları neden iş bulamıyor?” diye soruluyorsa, cevap çok nettir:
Sorun gençlerde değil, bu sistemi kuranlardadır.
YKS ise bu
çürümüş yapının üstüne inşa edilmiş, tek seferlik, yüksek stresli ve ezbere
dayalı bir yarıştan ibaret. Elbette sınavın kendisi tartışmalıdır; ancak asıl
çelişki şuradadır: Bu sınava “geleceği belirleyen kutsal kapı” muamelesi
yapılıp, ardından yüzlerce programa sıfır ve eksi netle öğrenci alınmaktadır.
Bu, sınav sisteminin kendi varlık gerekçesini inkâr etmesidir. Eğer sıfır netle
üniversiteye girilebiliyorsa, bu sınav neden vardır? Neyi ölçmektedir? Kimin
emeğini ve zamanını tüketmektedir?
Bu tablo kabul
edilemez. Üniversiteler bu ölçüde niteliksizleştiğinde, gençlerin umudu
tükenir, emeğin değeri aşınır, liyakat anlamsızlaşır. Sonuçta ülkenin geleceği;
yeterliliği ölçülmemiş, bilgisi sorgulanmamış, eğitim hayatı formaliteye
indirgenmiş bireylere teslim edilir.
Sıfır netle
öğrenci alan bir sistemin adı eğitim olamaz. Bu, geleceği tüketen bir
mekanizmadır. Gençlerin yıllarca verdiği emeği yok sayan, başarıyı
değersizleştiren, nitelikli eğitimi anlamsızlaştıran bir düzenden söz ediyoruz.
Bu yalnızca bireylere değil, toplumun tamamına karşı işlenmiş kurumsal bir
saygısızlıktır. Çünkü üniversiteler, toplumun en nitelikli insan kaynağını
yetiştirmekle yükümlü kurumlardır; kapılarını sıfır netle açtıkları anda sadece
kendi itibarlarını değil, ülkenin yarınlarını da zedelerler.
Bu
anlayış; liyakatin yok sayıldığı, başarının önemini kaybettiği, emeğin
karşılıksız kaldığı bir düzeni normalleştirir. Ve bu düzenin bedelini er ya da
geç herkes öder: İş gücü niteliksizleşir, meslekler itibarsızlaşır, kurumlara
olan güven sarsılır, toplumsal hayal kırıklığı derinleşir.
Kısacası,
sıfır netle üniversiteye öğrenci alan bir sistem yalnızca bugünü değil,
yarınları da çalan bir sistemdir. Yapılması gereken sorunu halının altına
süpürmek değil; bu yapıyı kökten sorgulamak, sorumlulardan hesap sormak ve
gençlerin hak ettiği gerçek anlamda nitelikli eğitimi tesis etmektir. Aksi
hâlde kaybeden sadece gençler değil, hepimiz oluruz.

Yorumlar
Yorum Gönder