“Şêx Meqsud ve Eşrefiyê,
Kürtlerin Halep’teki adresi değil; hafızasıdır.”
Halep, tarih
boyunca farklı halkların bir arada yaşadığı, Doğu ile Batı arasında bir geçiş
noktası olmuş kadim bir şehirdir. Bu çok katmanlı tarih içinde Kürtler, erken
Orta Çağ’dan itibaren Halep’in toplumsal, askerî ve siyasal dokusunun sürekli
fakat çoğu zaman görünmez kılınmış bir parçası olmuştur. Kürtlerin Halep’le
ilişkisi yalnızca tarihsel rollerle sınırlı değildir; aynı zamanda mekânsal
aidiyetler üzerinden de şekillenmiştir. Şêx Meqsud ve Eşrefiyê mahalleleri, bu
sürekliliğin modern dönemdeki en somut göstergeleridir.
İslam
fetihlerinden sonra Kürtler, Halep ve çevresinde özellikle askerî ve idarî
rollerde öne çıkmıştır. Abbâsîler döneminde Kürtler; ordu mensubu, sınır
muhafızı ve yerel yönetici olarak görev almış, Bizans sınırına yakın olan
Halep’in savunulmasında stratejik bir rol üstlenmiştir.
Ancak Kürtler,
şehri savunan ve ayakta tutan bir unsur olmalarına rağmen, siyasal temsil ve
tarihsel anlatının merkezine yerleştirilmemiştir. Bu erken dönemden itibaren
Kürtlerin kaderi, Halep tarihinde “vazgeçilmez ama adı konmayan” bir konumda
sabitlenmiştir.
10.yüzyılda
Halep merkezli Hamdanî Emirliği döneminde Kürtler, Arap unsurlarla birlikte
devlet yapısının içinde yer almıştır. Halep bu dönemde çok etnili bir şehir
karakteri kazanmış; Kürtler özellikle kırsal alanlarda ve askerî sınıfta etkili
olmuştur.
Bu dönem,
Kürtlerin şehirle bağlarının güçlendiği; fakat hâlâ kendi adlarına
konuşamadıkları bir evre olarak dikkat çeker. Kürtler Halep’in toplumsal
gerçekliğinin içindedir, ancak tarihsel anlatının öznesi değildir.
Halep
tarihinde Kürtlerin en görünür olduğu dönem Eyyûbîlerdir. Kürt Selahaddîn
Eyyûbî ile birlikte Halep: Kürt emir ve valilerin görev aldığı, Kürt askerî
aristokrasisinin güç kazandığı, Kürt nüfusun şehir ve çevresinde kalıcılaştığı
bir merkez hâline gelmiştir.
Buna rağmen
Eyyûbîler dönemi, Kürt kimliğinin kurumsallaştığı bir yapı değil; daha çok
Kürtlerin bir elitin evrensel İslam siyaseti içinde eridiği bir dönemdir.
Dolayısıyla bu evre, Kürt tarihi açısından kalıcı bir siyasal kazanımdan çok,
geçici bir görünürlük olarak değerlendirilmelidir.
Osmanlı
döneminde Kürtler, Halep eyaleti içinde hem şehirli hem de kırsal unsurlar
olarak varlıklarını sürdürmüştür. Bu dönemde Kürt varlığı yalnızca aşiret
yapılarıyla değil, şehir mahalleleri üzerinden de somutlaşmaya başlamıştır.
Özellikle
Halep’in kuzeyinde yer alan Şêx Meqsud ve Eşrefiyê bölgesi, Kürtlerin tarihsel
yerleşim alanlarından biri hâline gelmiştir. Şêx Meqsud ve Eşrefiyê yalnızca
bir mahalle değil; Kürtler için Halep’te kolektif hafızanın, dayanışmanın ve
aidiyetin mekânsal karşılığıdır.
20.yüzyılda Halep’te Kürtler özellikle Şêx Meqsud ve Eşrefiyê mahallelerinde yoğunlaşmıştır. Bu mahalleler: Kürt göçünün, İşçi sınıfı Kürt nüfusun, Kırsaldan kente gelen Kürtlerin yerleştiği alanlar olarak şekillenmiştir.
Şêx Meqsud ve Eşrefiyê,
Kürtlerin Halep’te yalnızca yaşadığı değil; kendini yeniden ürettiği, dili,
kültürü ve toplumsal ilişkileriyle var olduğu alanlar olmuştur. Ancak Suriye
ulus-devlet süreciyle birlikte bu mahalleler: İhmal edilmiş,
Marjinalleştirilmiş, Güvenlikçi politikaların hedefi hâline gelmiştir.
Suriye iç
savaşı sırasında Şêx Meqsud ve Eşrefiyê, Kürtler açısından yalnızca birer
yerleşim alanı değil; direniş, öz savunma ve politik özneleşme mekânları olarak
öne çıkmıştır. Bu durum, Kürtlerin Halep’teki tarihinin pasif bir “azınlık
hikâyesi” olmadığını bir kez daha göstermiştir.
Halep
tarihinde Kürtler: Askerî rolleriyle, Siyasal liderlik deneyimleriyle Ve
özellikle Şêx Meqsud ve Eşrefiyê gibi mahalleler üzerinden kurdukları mekânsal
aidiyetlerle bu kadim şehrin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Kürtlerin
Halep’teki tarihi, yalnızca geçmişte kalmış bir varlık değil; mekân, hafıza ve
kimlik üzerinden süren canlı bir tarihtir. Bu nedenle Halep tarihi, Kürtler
eklenerek değil; Kürtler merkeze alınarak yeniden okunmalıdır.
Kaynakça
Ortadoğu Rönesansı, Özdemir, Arslan,
Sınırsız Yayınları, Ankara,2013

Yorumlar
Yorum Gönder