“Kürt kökenli” ifadesi, bu ülkede
inkâr siyasetinin geçirdiği evrimsel son aşamadır. Artık açıkça “Kürt yoktur”
denemiyor; onun yerine “Kürt var ama adı tam konmasın” deniyor. Yasakçı dilin
yerini, sözde kibar; baskının yerini, sözde kapsayıcı bir üslup almıştır. Ancak
öz değişmemiştir: Kürt kimliği hâlâ rahatsız edici bulunmakta, hâlâ
törpülenmekte, hâlâ yarım ağızla kabul edilmektedir.
“Kürt kökenli” demek, Kürt demeye
cesaret edememenin, ama bunu da açıkça itiraf edememenin ürünüdür. Bu ifade bir
uzlaşma değil, bir kaçıştır. “Kürt” kelimesinin taşıdığı tarihsel, siyasal ve
toplumsal ağırlıktan duyulan korkunun süslü bir ambalajıdır.
Soruyu açık soralım:
Bir insan kendini açıkça Kürt
olarak tanımlıyorsa, sen kimsin de onu ‘Kürt kökenli’ diye yeniden
tanımlıyorsun?
Bu yetkiyi sana kim verdi?
Bu noktada mesele dil değil, iktidardır.
Çünkü isimlendirmek, tanımlamak, etiketlemek bir güç ilişkisidir. “Kürt
kökenli” diyen, farkında olarak ya da olmayarak şunu söyler:
“Kimliğini ben senin adına daha uygun bir hâle
getiririm.”
Bu, açık bir sembolik
tahakkümdür.
En çarpıcı olan ise çifte
standarttır. Aynı ağızlar söz konusu Türk kimliği olduğunda son derece nettir:
“Türk sporcu”, “Türk yazar”, “Türk asker”. Kimse “Türk kökenli” demez. Çünkü
Türk kimliği meşru, merkezde ve sorgulanmazdır. Kürt kimliği ise hâlâ paranteze
alınması gereken, kontrollü bir şekilde telaffuz edilmesi gereken “sorunlu” bir
alandır.
“Kürt kökenli” ifadesi, Kürtlüğü
yaşayan bir kimlik olmaktan çıkarır; onu geçmişe hapseder. Sanki Kürtler bugün
hâlâ Kürtçe konuşmuyor, kültür üretmiyor, siyasal talepler dile getirmiyor;
sanki Kürtlük sadece dedelerin hatırladığı, artık aşılmış bir genetik detaymış
gibi sunulur.
Bu söylem masum değildir. Bu
söylem, asimilasyonu normalleştirir.
Mesaj açıktır:
“Kökenin Kürt olabilir ama
bugünde fazla yer kaplama. Kimliğinle görünür olma. Kürt ol ama belli etme.”
İşte bu yüzden “Kürt kökenli”
ifadesi, doğrudan inkâr kadar tehlikelidir. Çünkü açık inkârla mücadele etmek
kolaydır; ama bu tür yumuşak, akademik, ‘iyi niyetli’ görünen inkâr, çok daha
sinsi ve kalıcıdır.
Elbette bireysel tercihler vardır. Bir insan “Kürt kökenliyim ama kendimi Türk hissediyorum” diyebilir. Bu onun hakkıdır. Ancak bu, her Kürt için geçerli bir şablon değildir. Bu tanımı herkesin üzerine boca etmek, bireysel tercihi kolektif kader hâline getirmektir.
Asıl sorun şudur:
“Kürt kökenli” ifadesi, Kürtlerin
kendileri için kullandığı bir tanım değildir; çoğunluğun Kürtler için uygun
gördüğü bir tanımdır. Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Egemenlerin
azınlıklar için “uygun gördüğü” isimler, hiçbir zaman masum olmamıştır.
Bu nedenle artık dürüst olmak
gerekir. “Kürt kökenli” demek, çoğu bağlamda:
Kürt demeye utanmaktır,
Kürt kimliğini
siyasetsizleştirmektir,
Kürtlüğü görünmez kılmaktır,
Ve en önemlisi, Kürtlerin kendi
sözünü ciddiye almamaktır.
Gerçek eşitlik, dili yumuşatmakla
değil; gerçekliği kabullenmekle başlar. Kürtler vardır. Kürt’türler.
Bugündedirler. Yaşamaktadırlar. Ve kimlikleri, bir “köken” dipnotu değildir.
Son söz net olmalıdır:
“Ben Kürdüm” diyen birine “Kürt
kökenli” demek, ne nezakettir ne de tarafsızlık. Bu, inkârın kravat takmış,
üniversite mezunu, modernleştirilmiş hâlidir. Ve inkâr, hangi kelimeyle
yapılırsa yapılsın, inkârdır.

Yorumlar
Yorum Gönder