“Mücadele sürerken en büyük güç
öfke değil, omuz omuza duran iradedir.”
Amedspor ile
Vanspor FK arasında oynanan karşılaşma yalnızca sahadaki skorla sınırlı bir
mücadele değildi. Tribünlerden yükselen “yönetim istifa” sloganları, kulübün
içinde bulunduğu şartlar düşünüldüğünde daha derin bir tartışmayı beraberinde
getirdi. Çünkü mesele yalnızca bir maçın sonucu değil; uzun süredir biriken
adalet arayışı, kırgınlıklar ve şampiyonluk yolunda eşitlik beklentisidir.
Amedspor
camiasında yaygın kanaat, kritik karşılaşmalarda verilen bazı hakem
kararlarının takımı dezavantajlı konuma düşürdüğü yönündedir. Penaltı
pozisyonları, kart tercihleri ve özellikle deplasman maçlarındaki yönetim tarzı
sıkça tartışma konusu olmaktadır. Bu eleştiriler zaman zaman Türkiye Futbol
Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu’na yönelik güvensizlik söylemleriyle
birleşmektedir. Resmî olarak kanıtlanmış tespitlerden söz edilmese de taraftar
nezdinde oluşan algının güçlü ve duygusal bir karşılığı olduğu açıktır. Futbol
yalnızca kurallarla değil, adalet hissiyle de ayakta durur; bu his
zedelendiğinde tribünlerin tepkisi kaçınılmaz olur.
Buna ek olarak
deplasman yasakları, seyirci kısıtlamaları ve disiplin cezaları gibi
uygulamalar, camiada sürekli bir savunma psikolojisi yaratmaktadır. Sportif
rekabetin ötesine geçen bu atmosfer, kulübün mücadelesini yalnızca saha içine
değil, idari ve psikolojik alanlara da taşımaktadır. Böyle bir zeminde her puan
kaybı ya da tartışmalı karar, sıradan bir futbol olayı olmaktan çıkıp daha
geniş bir anlam yüklenmektedir.
Tam da bu
koşullar altında maç devam ederken yükselen “yönetim istifa” sloganları,
zamanlama açısından sorgulanmalıdır. Eleştiri elbette meşrudur; yöneticiler hesap
verebilir olmalıdır. Ancak takım sahada mücadele ederken tribün desteğinin
bölünmesi, en çok birlik ihtiyacı duyulan anda moral kırılmasına yol açabilir.
Mücadele yalnızca rakibe karşı değilse, içeride üretilecek her gerilim
dışarıdaki baskıyı daha da ağırlaştırır.
Kulüp Başkanı
Nahit Eren’in yaptığı açıklamada görevi bir makam değil, emanet olarak
gördüklerini vurgulaması; zamanı geldiğinde sorumluluğu devretmeyi bilen bir
anlayıştan geldiklerini ifade etmesi önemlidir. Bu yaklaşım, tartışmayı
sertleştirmek yerine yumuşatma iradesi taşımaktadır. Aynı şekilde takımın son
ana kadar ortaya koyduğu mücadelenin altının çizilmesi, asıl odağın sahadaki
emek olduğunu hatırlatmaktadır.
Öte yandan,
Erol Temel’in maç sonrası dile getirdiği “Bizim bizden başka dostumuz yok” sözü
de ayrı bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Birkaç kişinin sergilediği olumsuz
tavrı genelleştirerek binlerce taraftarın ortaya koyduğu dostluk ve kardeşlik
atmosferini gölgede bırakmak, sporun birleştirici ruhuna hizmet etmez.
Yöneticilerin sorumluluğu, münferit olayları büyütmek değil; iki camia
arasındaki saygıyı ve ortak zemini güçlendirmektir.
Bu noktada
yönetimlerin emeğini de görünür kılmak gerekir. Sponsorluk arayışları yürütmek,
ekonomik dengeyi sağlamak, federasyon nezdinde kulübün haklarını savunmak,
disiplin süreçlerini takip etmek ve kamuoyunda kulübün itibarını korumak;
sahadaki 90 dakikanın arkasındaki görünmeyen emektir. Yönetimler hatasız
değildir; eleştiri gereklidir. Ancak çok katmanlı bir mücadele ortamında
verilen çabayı bütünüyle yok saymak da adil değildir.
Sonuç
olarak mesele yalnızca bir istifa çağrısı ya da tek bir açıklama değildir.
Mesele, adalet arayışının sürdüğü ve şampiyonluk yarışının devam ettiği bir
dönemde tribün enerjisinin nasıl yönlendirileceğidir. Parçalı bir öfke kısa
vadede rahatlatıcı olabilir; fakat uzun vadede kulübün direncini zayıflatır.
Asıl güç, doğru zamanda ve doğru zeminde dile getirilen eleştiriyle birlikte
omuz omuza durabilme iradesidir. Çünkü mücadele sürerken en büyük ihtiyaç,
dağınık tepkiler değil; bilinçli ve ortak bir dayanışmadır.

Yorumlar
Yorum Gönder