“Belediyeler eleştirilebilir;
algı üretmek eleştiri değildir.”
Son günlerde
yerel bir basın kuruluşunda yayımlanan ve Diyarbakır’daki belediyeleri ilgili
haber, eleştiri sınırlarını aşan bir dilin tipik örneği olarak karşımıza
çıkmaktadır. Haberde, birkaç sosyal medya yorumu esas alınarak özellikle Ergani
ve Kayapınar Belediyeleri üzerinden yapılan genelleme, ne sağlıklı bir
gazetecilik pratiğiyle ne de kamusal sorumluluk anlayışıyla örtüşmektedir. Bu
yaklaşım, eleştiri üretmekten çok, kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturmayı
amaçlayan bir kötüleme dili taşımaktadır.
Öncelikle altı
çizilmesi gereken temel bir gerçek vardır: DEM Partili tüm belediyeler
eleştiriye açıktır. Bu ilkesel bir tutumdur ve bugüne kadar da bundan
kaçınılmamıştır. Aksine, eş başkanlar ve belediye yöneticileri, farklı
platformlarda eksiklikleri açıkça dile getiren, özeleştiri veren ve halkın
denetimini meşru gören bir anlayışı savunmaktadır. Ancak eleştiri, rastgele
ifadelerle, soyut suçlamalarla ya da anonim yorumlar üzerinden yapılamaz.
Eleştiri; somut, muhatabını bilen, gerekçeli ve çözüm arayışı içeren bir
yaklaşımdır.
Yerel basının
temel görevlerinden biri, iddia ettiği sorunların muhatabına söz hakkı
tanımaktır. Belediyelerin halkla ilişkiler ve basın birimleri tam da bu nedenle
vardır. Eğer gerçekten hizmetlere dair bir aksama, bir yetersizlik ya da
kamuoyunu ilgilendiren bir sorun varsa, bunu doğrudan belediyeye sormak, yanıt
almak ve bu yanıtı okurla paylaşmak gazeteciliğin asgari gereğidir. Bu
yapılmadan, birkaç sosyal medya yorumuma dayanarak “belediyeler çalışmıyor”
sonucuna varmak, bilgi üretmek değil; yargı dağıtmaktır.
Dahası,
Diyarbakır’daki DEM’li belediyelerin faaliyetleri değerlendirilirken, içinde
bulundukları koşulların bilinçli biçimde göz ardı edilmesi dikkat çekicidir.
Kısıtlı bütçeler, merkezi idareden yeterli kaynak aktarılmaması, geçmişten
devralınan yapısal sorunlar ve sürekli siyasal baskı ortamına rağmen yapılan
çalışmalar yok sayılmaktadır. Oysa sosyal belediyecilikten kadın
politikalarına, kültürel faaliyetlerden yerel dayanışma ağlarına kadar hayata
geçirilen pek çok uygulama, objektif bir bakış açısıyla ele alındığında inkâr
edilemeyecek bir emeği ve iradeyi ortaya koymaktadır.
Elbette bu,
“her şey kusursuzdur” demek değildir. Eksikler vardır, hatalar vardır ve bunlar
dile getirilmelidir. Ancak eleştiri, denge ister. Yalnızca olumsuzu büyütüp,
olumlu olanı tamamen yok sayan bir dil; eleştiri değil, niyet sorgulamasını
beraberinde getirir. Basın, iktidar dahil herkes için denetleyici olmalıdır;
fakat bu denetim, adil ve tutarlı olmak zorundadır.
Aksi halde
yapılan şey, kamuoyunu bilgilendirmek değil, yönlendirmek olur. Söylenen sözler
hakikat üretmez, yalnızca gürültü üretir. Böyle bir söylemin ise ne topluma ne
de yerel demokrasiye bir katkısı vardır. Eleştiri; sorumluluk, emek ve iyi
niyet gerektirir. Bunlardan yoksun her söz, yalnızca söylemde kalmaya
mahkûmdur.
Bütün bunlar
söylenirken, özellikle Ergani ve Kayapınar belediyelerinin görmezden gelinen
çalışmalarını da hatırlatmak gerekir. Ergani Belediyesi, sınırlı bütçe
olanaklarına rağmen kırsal mahallelerde yol, altyapı ve içme suyu sorunlarına
dönük müdahaleler gerçekleştirirken; sosyal destek alanında dar gelirli ailelere
yönelik dayanışma pratiklerini güçlendirmiştir. Kayapınar Belediyesi ise
kadınlara, gençlere ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel projelerle, kamusal
alanları daha erişilebilir ve yaşanabilir hale getirme çabasıyla öne
çıkmaktadır. Parklardan etüt merkezlerine, kültürel etkinliklerden sosyal
hizmetlere kadar birçok alanda yürütülen çalışmalar, “çalışılmıyor” iddiasını
boşa düşüren somut örneklerdir.
Öte yandan
özellikle Ergani üzerinden dillendirilen eleştirilerin önemli bir kısmının,
belediyenin yetki ve sorumluluk alanı dışında kalan hizmetlere ilişkin olduğu
gerçeği de bilinçli biçimde göz ardı edilmektedir. Karayolları Genel
Müdürlüğü’nün sorumluluğunda bulunan ana arterler ve diğer devlet kurumlarına
ait altyapı ve yatırım eksiklikleri, çoğu zaman Ergani Belediyesi’ne fatura
edilmekte; bu da hem kamuoyunu yanıltmakta hem de eleştirinin meşruiyetini
zedelemektedir. Yetki alanı net olmayan bir konuda belediyeyi hedef almak,
eleştiri değil; kolaycı bir suçlama biçimidir.
Genel olarak
Diyarbakır’daki belediyeler, yalnızca günlük hizmet üretmekle değil, aynı
zamanda kayyım dönemlerinden devralınan ağır bir tabloyla da mücadele
etmektedir. Borç yükü, tahrip edilmiş kurumsal yapı, işlevsizleştirilen sosyal
projeler ve halktan koparılmış bir belediyecilik anlayışı, bugün hâlâ aşılmaya
çalışılan temel sorunlar arasındadır. Buna rağmen yerel yönetimler, sosyal
belediyeciliği yeniden inşa etmeye, halkla temas eden ve ihtiyaçlara dokunan
bir yönetim anlayışını güçlendirmeye çalışmaktadır.
Elbette
her şey kusursuz değildir; eksikler vardır ve olacaktır. Ancak adil bir
değerlendirme, yalnızca eksiklere odaklanmakla değil, aynı zamanda mevcut
koşullar içinde üretilen emeği ve iradeyi de görmekle mümkündür. Diyarbakır’da
belediyecilik, baskı ve kısıtlar altında dahi halk için çözüm üretme çabasıdır.
Bu çabayı yok sayan her yaklaşım, eleştiri değil; gerçeklerden kopuk bir yargı
olarak kalmaya mahkûmdur.

Yorumlar
Yorum Gönder