“Halka rağmen değil, halkla
birlikte yönetmek.”
Bir anket
firmasına göre en çok oy kaybeden büyükşehir belediyelerinden biri
Diyarbakır’mış. Rakamlar böyle söylüyor olabilir. Ama Diyarbakır rakamlarla
ölçülen bir şehir değildir. Diyarbakır’da sandık sadece oy verilen bir kutu
değil, bir duruştur, bir hafızadır. Bugün seçim olsa, Diyarbakır Büyükşehir
Belediyesi yine yüzde 60’ın üzerinde oy alır. Çünkü bu kentte belediyeler
tabelayla değil, halkla ayakta durur. Çünkü Diyarbakır’da belediyeler; yoksulun
kapısını çalan, kadının yükünü hafifleten, çocuğun elinden tutan, yaşlıyı
unutmayan halkın belediyeleridir. Oy kaybından söz edenler, bu kentin
vicdanını, direncini ve halkla kurulan bağı hiç anlamamış olanlardır.
Diyarbakır
Büyükşehir Belediyesi, bu kentin sokaklarında yürüyen herkesin belediyesidir.
Kadının, çocuğun, engellinin, yaşlının; kısacası sesi çoğu zaman duyulmayan
herkesin kapısını çalabildiği, derdini anlatabildiği bir halk evidir. Burada
belediyecilik, sadece asfalt dökmek, bina yapmak ya da tabela asmak değildir.
Burada belediyecilik, insanın halini anlamak, acısını paylaşmak, sevincine
ortak olmaktır. İşte bu yüzden Diyarbakır’da belediye, halkın kendisidir.
Kadınlar için
bu kentte belediye, çoğu zaman bir umut kapısıdır. Hayatın yükünü omuzlarında
taşıyan, emeği görünmeyen, sesi bastırılmaya çalışılan kadınlar için açılan
kadın merkezleri, dayanışma alanları ve destek mekanizmaları yalnızca birer
hizmet değil; “yalnız değilsin” diyen birer ses olmuştur. Kadının iradesini,
sözünü ve mücadelesini merkeze alan bu anlayış, Diyarbakır’da demokratik halk
belediyeciliğinin en güçlü damarlarından biridir.
Engelli
yurttaşlar için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, “sonradan akla gelen” değil, bu
kentin asli parçası olduklarını açıkça kabul eden ve bunu pratiğe döken bir
anlayışı temsil etmektedir. Rampalar, erişilebilir kamusal alanlar ve hayata
geçirilen sosyal projeler; engelliliği bir eksiklik olarak değil, toplumun
ortak sorumluluğu olarak gören bu yaklaşımın somut yansımalarıdır. Bir engelli
yurttaşın evinden çıkıp kente rahatça karışabilmesi, bir parka gidebilmesi, bir
etkinliğe katılabilmesi; bu belediyecilik anlayışında bir lütuf değil, en doğal
ve vazgeçilmez bir haktır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, 17 ilçe
belediyesiyle koordineli şekilde yürüttüğü Engelli Haritası Projesi kapsamında
20 bin engelli yurttaşa ulaşarak, bu hak temelli yaklaşımı yalnızca söylemde
değil, sahada ve veriyle de güçlendirmiştir; kenti engelli yurttaşların gerçek
ihtiyaçlarına göre planlama iradesini ortaya koymuştur.
Çocuklar için
Diyarbakır’da belediye, oyun oynayabilecekleri güvenli alanlar, gülebilecekleri
parklar, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri mekânlar demektir. Çünkü bu
kentte çocuklar yalnızca “geleceğimiz” olarak değil, bugünün sahibi olarak
görülür. Çocuk kahkahasının yankılandığı sokaklar, aslında barışın ve umudun
sesidir. Belediyenin çocuklara dokunan her işi, bu kentin yarınlarına atılmış güçlü
bir adımdır.
Yaşlılar için
ise Diyarbakır’da belediye, hatırlanmak demektir. Emek vermiş, bu kentin taşına
toprağına iz bırakmış büyüklerin yalnız bırakılmadığı, yok sayılmadığı bir
anlayıştır bu. Yaşlıların deneyimine kulak veren, onların yaşamdan kopmaması
için dayanışma ağları kuran bu belediyecilik, kentin hafızasına duyulan
saygının açık bir ifadesidir.
Bu anlayış
sadece Büyükşehir Belediyesi ile sınırlı değildir. Diyarbakır’ın ilçe
belediyeleri de aynı halkçı çizgide, mahalle mahalle, sokak sokak halkın
yanında olmaya çalışmaktadır. Belediye binalarının kapıları halka kapalı değil;
aksine her derdin konuşulabildiği, her talebin dile getirilebildiği mekânlar
olma iddiasındadır. Mahallelerde kurulan ilişkiler, yüz yüze temaslar,
dayanışma kültürü; belediyeyi soğuk bir kurum olmaktan çıkarıp halkın kendi evi
haline getirmektedir.
Elbette
eksikler vardır; bunu inkâr etmek ne mümkün ne de doğrudur. Yapılamayanlar,
gecikenler, yeterince dokunulamayan alanlar vardır. Zorluklar büyüktür;
yoksulluk derindir, ihtiyaçlar her geçen gün artmaktadır, imkânlar ise çoğu
zaman bu ihtiyaçların gerisinde kalmaktadır. Bazen iyi niyetli çabalar
yeterince karşılık bulamaz, bazen halkın beklentileriyle yapılanlar arasında
mesafe oluşur. Diyarbakır’da belediyecilik, bütün bu gerçeklerin farkında
olarak yürütülmektedir. Bu yüzden en büyük güç, kusursuzluk iddiasında olmak
değil; bütün bu yokluklara rağmen halktan yana durma iradesini koruyabilmektir.
“Biz biliriz, biz yaparız” diyen bir dil yerine, “birlikte düşünelim, birlikte
yapalım” diyen bir anlayış hâkimdir. Eleştiriden kaçmayan, hatasını görüp kabul
edebilen, eksiklerini gizlemek yerine konuşan ve yolunu yine halkın sözüyle,
halkın deneyimiyle arayan bir duruştur bu. Çünkü bu kentte belediyecilik, her
şeyi başarmış olmanın değil; her şeye rağmen halktan kopmamanın adıdır.
Diyarbakır
Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, bu kentin sadece idaresi değil,
yüreğidir. Kadınıyla, çocuğuyla, engellisiyle, yaşlısıyla herkesin kendinden
bir parça bulabildiği demokratik halk belediyeciliği anlayışı; Diyarbakır’da
belediyenin bir bina değil, yaşayan, nefes alan bir halk iradesi olduğunu
anlatır. Bu kentte belediye, tabelada yazan bir isim değildir; zor günde açılan
bir kapı, karanlıkta uzatılan bir el, yalnız kalana omuz olmaktır. Kayyumlara
rağmen, tutuklamalara rağmen halk her koşulda bu belediyeleri kendi belediyesi
olarak görür; çünkü bilir ki şartlar ne kadar ağır olursa olsun, bu
belediyecilik halkın yanından çekilmez. Baskılar gelir, yokluklar yaşanır,
iradeler gasp edilir ama bu bağ kopmaz. Çünkü Diyarbakır’da belediye, halkın
hafızasında bir kurum değil; birlikte ayakta kalmanın, birlikte direnmenin ve
birlikte yaşamanın adıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder