“Geçim mücadelesi kutsaldır; ama kaldırımlar
kamusal alandır ve herkesindir.”
Diyarbakır’da
yıllardır süregelen kaldırım işgali meselesi, artık münferit bir zabıta
müdahalesi olmaktan çıkmış; kentin kamusal düzeni, ekonomik gerçekliği ve
kentlileşme süreciyle doğrudan ilişkili yapısal bir soruna dönüşmüştür.
Özellikle Sur ilçesinin merkezi noktalarından biri olan Dağkapı’da yaşanan son
olay, bu gerilimin ne kadar derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Akşam
saatlerinde Nebi Camii önünde zabıta ekipleri ile uzun süredir aynı bölgede
tezgâh açarak meyve satan seyyar satıcılar arasında gerginlik yaşanmıştır.
İddiaya göre zabıta ekipleri, bölgedeki kaldırımları boşaltmak amacıyla
satıcıları kaldırmak istemiş; bu müdahale sırasında taraflar arasında tartışma
çıkmıştır. Gerginliğin büyümesi üzerine bazı satıcıların tezgâhlardaki meyve ve
sebzeleri caddeye döktüğü, çevrede kısa süreli bir kargaşa ve yoğunluk oluştuğu
görülmüştür.
Yaşanan
gerilim, tarafların karşılıklı görüşmeleri ve esnafın özür dilemesiyle sona
ermiş, belediye ile satıcılar arasında yeniden bir mutabakata varılmıştır.
Ancak bu, ilk değildir. Daha önce de benzer olaylar yaşanmış; zabıta
müdahaleleri sonrası anlaşmaya varılmış, fakat bir süre sonra kaldırımlar
yeniden işgal edilmiştir. Sorun, geçici uzlaşmalarla ötelenmiş; kalıcı bir
çözüme dönüştürülememiştir.
Kaldırımlar Kimin?
Kaldırımlar
kamusal alandır. Yayaların güvenli ve özgür şekilde hareket edebilmesi için
vardır. Ancak kent merkezinde birçok noktada kaldırımların tezgâh, masa,
sandalye ve ürün sergileriyle işgal edilmesi, yayaları araç yoluna mecbur
bırakmaktadır. Bu durum yalnızca bir düzen meselesi değil; aynı zamanda temel
bir kent hakkı meselesidir. En çok da yaşlılar, çocuklar, engelliler ve
kadınlar mağdur olmaktadır.
Öte yandan
seyyar satıcıların varlığı yalnızca “kural ihlali” olarak okunamaz. Artan hayat
pahalılığı, işsizlik ve düşük gelir düzeyi birçok kişiyi enformel ticarete
yöneltmektedir. Belediyenin alternatif satış alanları göstermesine rağmen bu
alanların müşteri potansiyeli açısından yeterli görülmemesi, direnci
artırmaktadır. Mesele bu yönüyle ekonomik ve sosyolojik bir zemine
dayanmaktadır.
Ancak ekonomik
gerekçeler, kamusal alanın sınırsız kullanımını haklı kılmaz. Kamusal alanın
bireysel ihtiyaçlara göre şekillenmesi, uzun vadede kent yaşamını daha da
düzensiz hale getirir. Kent hakkı, bir grubun değil; herkesin hakkıdır.
Neden Sürekli Gerilim Yaşanıyor?
Zabıta müdahalelerinin süreklilik arz etmemesi kalıcı çözüm üretmemektedir. Müdahale anında yaşanan sertlik ya da karşılıklı tepki, meseleyi duygusal bir zemine taşımakta; güven krizini derinleştirmektedir. Dağkapı’da yaşanan son olayda tezgâhların devrilmesi ve ürünlerin yere dökülmesi, taraflar arasındaki kırılganlığı açık biçimde göstermiştir.
Asıl sorun,
kuralların toplumsal meşruiyet kazanamamasıdır. Eğer esnaf kaldırımı işgal
etmeyi geçim hakkının doğal bir uzantısı olarak görüyorsa; zabıta ise bunu
yalnızca bir yasak ihlali olarak değerlendiriyorsa, ortak bir zemin
oluşmamaktadır. Bu nedenle yapılan her geçici mutabakat, kısa vadeli bir
sükûnet sağlasa da uzun vadede tekrar eden krizlere yol açmaktadır.
Bizler,
Diyarbakır halkı olarak kaldırımlarımızın işgal edilmesine karşıyız. Kentimizde
kaldırımlarda özgürce, güvenle yürümek istiyoruz. Çocuklarımızın,
yaşlılarımızın ve engelli bireylerin araç trafiğine inmeden hayatlarını
sürdürebildiği bir şehir talep ediyoruz.
Bu nedenle
açıkça ifade ediyoruz:
Bir daha
hiçbir esnafın kaldırımları işgal etmesini istemiyoruz.
Kaldırımları
işgal eden esnaftan alışveriş yapmayacağız.
Çünkü bu
mesele yalnızca ticaret değil; ortak yaşam kültürü meselesidir. Kamusal alanın
korunması, hepimizin sorumluluğudur.
Çözüm İçin Ne Yapılmalı?
Keyfi ya da
dönemsel değil, istikrarlı uygulamalar yapılmalı.
Seyyar
satıcılar için merkezi ve cazip satış alanları oluşturulmalı.
Esnaf
temsilcileri, belediye ve sivil toplum birlikte kalıcı çözüm üretmeli.
Kent hakkı ve
ortak yaşam kültürü üzerine yerel farkındalık çalışmaları yapılmalı.
Diyarbakır
gibi köklü bir şehirde kamusal alanın düzenli ve adil kullanımı, kentin
geleceği açısından kritik önemdedir. Nebi Camii önünde yaşanan gerilim,
yalnızca bir zabıta-esnaf tartışması değil; kamusal alanın nasıl
paylaşılacağına dair toplumsal bir sınavdır.
Kaldırımlar
işgal edilmemelidir. Bu mesele ne yalnızca zabıtanın sert müdahalesiyle ne de
esnafın direnciyle çözülebilir. Çözüm; ekonomik gerçekliği gözeten, kamusal
hakkı koruyan ve toplumsal mutabakatı esas alan bir yaklaşımda yatmaktadır.
Diyarbakır
hepimizin. Kaldırımları da öyle.

Yorumlar
Yorum Gönder