“Kırık Terazi”: Rojin Kabaiş’in Hikâyesi ve Adalet Arayışı

“Bir olayın doğrusu ortaya çıkmadan kapanan her dosya, toplumun vicdanında açık bir yara bırakır.”

“Kırık Terazi”, genç üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümü ve ardından ailesinin başlattığı adalet mücadelesini anlatan güçlü ve sarsıcı bir toplumsal belgeseldir. Bu yapım, yalnızca trajik bir olayın kronolojik anlatımını sunmakla yetinmez; aynı zamanda bir ailenin kayıp, acı ve belirsizlik içinde sürdürdüğü hakikat arayışını izleyiciye derin bir insani boyutla aktarır. Rojin’in hikâyesi üzerinden, adaletin bazen ne kadar kırılgan ve ulaşılması güç olabileceği sorgulanırken; toplumun vicdanı, hukukun işleyişi ve gerçeği ortaya çıkarma mücadelesi de belgeselin merkezine yerleşir. “Kırık Terazi”, bir genç kadının yarım kalan hayatının ardında bıraktığı sorularla yüzleşmeye davet ederken, aynı zamanda Türkiye’de adalet arayışının çoğu zaman uzun, zorlu ve sabır gerektiren bir yolculuk olduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer.

2024 yılının sonbaharında, Rojin Kabaiş Van’da üniversite eğitimi gören 21 yaşında bir öğrenciydi. Bir gün aniden ortadan kaybolması, ailesi ve arkadaşları için büyük bir endişeye yol açtı. Günlerce kendisinden haber alınamadı. Ailesi kızlarını bulabilmek için sosyal medya kampanyaları başlattı, güvenlik güçlerine başvurdu ve kamuoyuna çağrıda bulundu.

Belgeselde bu süreç, ailesinin yaşadığı belirsizlik ve umutsuzluk üzerinden anlatılır. Kamera çoğu zaman evin içinde, annenin bekleyişinde ve babanın çaresizce attığı adımlarda kalır.

Günler süren aramanın ardından, Van yakınlarında bulunan Mollakasım Sahili kıyısında genç kadının cansız bedenine ulaşıldı. Bu gelişme aile için yalnızca bir kayıp değil, aynı zamanda cevaplanması gereken sayısız soru anlamına geliyordu.

Olayın nasıl gerçekleştiği, ölümün sebebi ve olayın arkasında başka birinin olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalar ortaya çıktı.

Belgeselin merkezinde, Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş yer alır. O, kızının ölümünün aydınlatılması için hukuk mücadelesi başlatır. Dilekçeler, savcılık başvuruları, basın açıklamaları ve insan hakları örgütleriyle kurulan temaslar belgeselde ayrıntılı biçimde gösterilir.

Baba Kabaiş’in sözleri belgeselin duygusal omurgasını oluşturur. O, yalnızca kızının değil, benzer şekilde hayatını kaybeden birçok genç kadının dosyasının da aydınlatılmasını ister.

“Kırık Terazi” yalnızca bir aile hikâyesi değildir. Belgesel; kadınların güvenliği, adalet mekanizmasının işleyişi ve toplumun vicdanı üzerine de bir tartışma açar. Hukukçular, aktivistler ve Rojin’in arkadaşları olayın farklı yönlerini değerlendirir.

Belgeselin adı olan “Kırık Terazi”, adaletin evrensel sembolü olan terazinin artık dengede olmadığını, bir tarafının kırıldığını ve bu yüzden hakikati tartmakta zorlandığını anlatan güçlü bir metafordur. Bu kırılma yalnızca bir nesnenin kırılması değildir; aynı zamanda toplumun adalete olan güveninde oluşan çatlağı, cevaplanmamış soruların yarattığı derin boşluğu ve gerçeğin ortaya çıkmasını bekleyen insanların içindeki sarsıntıyı simgeler. Bir hayatın yarım kalması, bir ailenin tarifsiz acısı ve gerçeğe ulaşma çabası, bu kırık terazinin iki kefesinde durur. Bir tarafta kayıp ve yas, diğer tarafta ise hakikati arayan bir irade vardır.

Belgesel, kesin bir hüküm vermek yerine izleyiciyi düşünmeye ve sorgulamaya davet eder. Çünkü bazen en güçlü anlatı, cevaplardan değil sorulardan doğar. Kamera sustuğunda ve görüntüler sona erdiğinde geriye şu soru kalır:

Bir insanın ölümü gerçekten aydınlatılmadan kapanan dosyalar, toplumun adalet duygusunu nasıl etkiler?

Bu soru yalnızca bir olayın değil, aynı zamanda kolektif vicdanın sorusudur. Çünkü adaletin eksik kaldığı her hikâye, toplumun hafızasında yeni bir yara açar ve bu yaralar zamanla unutulmadıkça büyür.

“Kırık Terazi”, Rojin Kabaiş’in hikâyesini anlatırken yalnızca bir kaybın ardından yaşanan acıyı değil; aynı zamanda hatırlamanın, sorgulamanın ve gerçeğin peşinden gitmenin önemini de vurgular. Belgesel, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da kurulduğunu hatırlatır. Unutulmayan her isim, sorulan her soru ve sürdürülen her mücadele, kırılan terazinin yeniden dengelenmesi için atılan bir adımdır.

Bu nedenle “Kırık Terazi”, sadece bir belgesel değil; aynı zamanda unutmamak, hatırlatmak ve adalet arayışını canlı tutmak için bırakılmış güçlü bir tanıklıktır.

Yorumlar