“Toplum, en kırılgan gençlerini
koruyabildiği kadar güçlüdür.”
Son günlerde
Türkiye’nin farklı illerinden okullarda artan şiddet, zorbalık ve disiplin
sorunlarına ilişkin haberlerin sıklığı dikkat çekici biçimde artmıştır. Ancak
son dönemde yaşanan ve bir öğretmenin öğrencisi tarafından bıçaklanması sonucu hayatını
kaybetmesiyle sonuçlanan trajik olay, meselenin artık yalnızca “okul içi
disiplin” çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini acı bir şekilde ortaya
koymuştur. Bu olay, öğretmen güvenliğinin ve okul ikliminin ne denli kırılgan
bir hâle geldiğini göstermesi bakımından son derece çarpıcıdır.
Türkiye
genelinde lise çağındaki gençlere yönelik yapılan araştırmalar, sorunun
yalnızca bireysel davranışlarla açıklanamayacağını; aile, mahalle, akran
çevresi ve bireysel psikolojik etkenlerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir
toplumsal yapıdan beslendiğini göstermektedir. Elde edilen veriler, lise
gençliğinin önemli bir bölümünün çoklu risk faktörleri altında büyüdüğüne
işaret etmektedir.
Araştırma
bulgularına göre lise öğrencilerinin yaklaşık üçte biri alkol kullanmakta,
küçük bir bölümü ise uyuşturucu madde ile temas etmektedir. Bunun yanında
hatırı sayılır bir kesimin okuldan kaçtığı, okul içi kavgalara karıştığı,
disiplin cezası aldığı ve az da olsa öğretmenine yönelik fiziksel saldırıda
bulunduğu görülmektedir. Son yaşanan ölümcül saldırı, bu oranların yalnızca
istatistiksel verilerden ibaret olmadığını; gerekli önlemler alınmadığında
telafisi mümkün olmayan sonuçlara dönüşebileceğini göstermiştir.
Sosyolojik
açıdan bakıldığında bu tabloyu yalnızca bireysel “problemli davranışlar” ile açıklamak
mümkün değildir. Öğrencilerin önemli bir bölümünün suç olaylarının yoğun olduğu
mahallelerde yaşaması ve bir kısmının bu olaylara doğrudan tanıklık etmesi,
çevresel risk faktörlerinin gücünü ortaya koymaktadır. Sosyal kontrol
mekanizmalarının zayıfladığı, kamusal alanların güvensizleştiği ve toplumsal
denetimin azaldığı mahallelerde büyüyen çocukların, suçu olağan bir yaşam
pratiği olarak görme olasılığı artmaktadır. Bu durum, sosyolojik literatürde
yer alan “sosyal çözülme” kuramının öngördüğü biçimde, suç ve şiddetin mahalle
düzeyinde yeniden üretildiğini düşündürmektedir.
Aile yapısına
ilişkin bulgular da dikkat çekicidir. Lise öğrencilerinin bir bölümü aile
içinde fiziksel şiddete, önemli bir kesimi duygusal istismara, küçük bir kısmı
ise cinsel istismara maruz kaldığını bildirmektedir. Ayrıca bazı öğrencilerin
ailesinde cezaevi geçmişi ya da adli süreçler bulunmaktadır. Aile, çocuğun ilk
sosyalleştiği ve değerleri öğrendiği temel kurumdur. Bu kurumun şiddet, ihmal
ve istismar üreten bir yapıya dönüşmesi; çocuklarda saldırganlık, güvensizlik
ve öfke kontrol sorunlarını artırmaktadır. Şiddetin aile içinde öğrenilmesi,
okul ortamına taşınmakta ve döngüsel bir biçimde yeniden üretilmektedir.
Akran çevresi de risk davranışları açısından belirleyicidir. Bazı öğrencilerin uyuşturucu kullanan, yargılanan ya da cezaevine giren arkadaşlara sahip olması; suç ve madde kullanımının akran ilişkileri yoluyla yayılabildiğini göstermektedir. Sosyal öğrenme kuramı açısından değerlendirildiğinde gençler çevrelerinde gözlemledikleri davranışları model almakta; suç ve şiddet bazı sosyal çevrelerde “normal” bir davranış biçimine dönüşebilmektedir.
Bireysel ruh
sağlığına ilişkin veriler de tabloyu tamamlamaktadır. Öğrencilerin bir
bölümünde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı bulunmakta,
önemli bir kesimde davranım bozukluğu görülmektedir. Uygun destek mekanizmaları
oluşturulmadığında bu psikolojik kırılganlıklar; saldırganlık, okuldan kaçma ve
kurallara uymama davranışlarıyla birleşerek toplumsal riskleri artırmaktadır.
Son öğretmen
cinayeti, aslında uzun süredir biriken yapısal sorunların dramatik bir
dışavurumu olarak değerlendirilmelidir. Öğretmenin otoritesinin zayıflaması,
okulun güvenli alan niteliğinin aşınması ve gençlerin şiddeti bir çözüm yolu
olarak görebilmesi; bireysel öfke patlamalarından çok daha derin bir toplumsal
çözülmeye işaret etmektedir.
Bu tablo uzun
vadede ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Eğitimden kopan gençlerin işsizliğe,
yoksulluğa ve suça daha açık hâle gelmesi; şiddetin kuşaktan kuşağa
aktarılması; madde bağımlılığı ve ruh sağlığı sorunlarının yaygınlaşması
yalnızca bireylerin değil tüm toplumun geleceğini tehdit etmektedir. Kamu
güvenliği, sağlık sistemi ve sosyal hizmetler üzerindeki yük de giderek
artmaktadır.
Çözüm ise tek
boyutlu değil, bütüncül olmalıdır.
Okullarda
rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir.
Öğretmenlere
kriz yönetimi ve şiddeti önleme eğitimleri verilmelidir.
Ailelere
yönelik ebeveyn destek programları yaygınlaştırılmalıdır.
Riskli
bölgelerde gençlere yönelik güvenli sosyal alanlar oluşturulmalıdır.
Erken yaşta
psikolojik tanı ve tedaviye erişim kolaylaştırılmalıdır.
Öğretmen
güvenliğini artıracak kurumsal ve hukuki düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Gençleri
yalnızca disiplin cezası ile kontrol etmeye çalışmak, sorunun kökenine inmeden
yüzeyde kalmak anlamına gelir. Asıl ihtiyaç; okul, aile ve mahalle arasında
güçlü bir koruyucu ağ kurmaktır.
Son
yaşanan trajedi bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatmıştır: Şiddet bir anda
ortaya çıkmaz; uzun süre görmezden gelinen risklerin sonucunda görünür hâle
gelir. Eğer gençleri koruyan, destekleyen ve güçlendiren sosyal politikalar
üretilmezse, okullardaki şiddet olayları münferit vakalar olmaktan çıkıp
yapısal bir krize dönüşecektir.
Toplum,
en kırılgan gençlerini ve onları yetiştiren öğretmenlerini koruyabildiği kadar
güçlüdür.

Yorumlar
Yorum Gönder