“Diyarbakır’da bir çocuğun umudu, bir
öğretmenin emeğiyle büyür; o emeğe sahip çıkmak geleceğe sahip çıkmaktır.”
Diyarbakır’daki
okulların güvenliği meselesi, yalnızca fiziki önlemlerle çözülebilecek bir
sorun olmaktan çok daha derin bir toplumsal probleme işaret etmektedir. Okul;
sadece bilgi aktarılan bir yer değil, aynı zamanda saygı, sorumluluk ve
değerlerin inşa edildiği bir kurumdur. Ancak son yıllarda öğretmenlerin kendilerini
güvende hissetmediği, velilerin kontrolsüz biçimde okul ortamına müdahil olduğu
ve öğrencilerin öğretmene karşı tutumlarında ciddi bir aşınma yaşandığı
görülmektedir. Bu durum, eğitim ortamının sağlıklı işleyişini zedelemekte ve
öğretmenin otoritesini sarsmaktadır.
Öte yandan
Diyarbakır’da öğrenciler her geçen gün eğitimden biraz daha uzaklaşmaktadır. Bu
durum elbette Türkiye’nin genel eğitim tablosundan bağımsız değildir. Eğitime
yönelik ilginin azalması, yalnızca akademik başarıyı değil; aynı zamanda okul
içindeki disiplin ve güven ortamını da olumsuz etkilemektedir. Eğitimin
değersizleştiği bir ortamda, okulun bir öğrenme alanı olma niteliği
zayıflamakta; bu da hem öğretmen-öğrenci ilişkilerini hem de genel okul
güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir.
Özellikle özel
okullarda görev yapan öğretmenlerin sorunları her geçen gün artmaktadır.
Öğretmenlik mesleği, ne yazık ki bazı ortamlarda “öğrenciyi (müşteriyi) memnun
etme” baskısı altına alınmış durumdadır. İşsizlik korkusu yaşayan birçok
öğretmen, velilerden gelen sözlü tacizlere, rencide edici davranışlara ve hatta
mobbinge maruz kalmasına rağmen sessiz kalmak zorunda bırakılmaktadır. Bu
durum, mesleki onuru zedelediği gibi öğretmenin psikolojik dayanıklılığını da
ciddi biçimde yıpratmaktadır.
Özel meslek
liselerinde çalışan öğretmenlerin durumu daha da ağırdır. Pek çok öğretmen
asgari ücret ve hatta altında maaşlarla çalıştırılmakta, bunun yanında eğitim
dışı birçok angarya işi de yapmak zorunda bırakılmaktadır. Daha da çarpıcı olan
ise bazı kurumlarda bu düşük ücretlerin bile zamanında ödenmemesi ve
öğretmenlerin ekonomik mağduriyet yaşamasıdır. Hak arama yoluna giden
öğretmenler ise işsiz kalma riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu tablo,
öğretmenleri hem ekonomik hem de psikolojik şiddetin içine sürüklemekte ve
meslekten soğumalarına neden olmaktadır.
Diyarbakır’da
okul güvenliğinin sağlanmasında özellikle ailelere büyük sorumluluklar
düşmektedir. Şiddete karşı iş bırakma eylemine giren öğretmenlere en güçlü
desteğin velilerden gelmesi gerekmektedir. Çünkü okul güvenliği yalnızca
öğretmenler için değil, en çok da çocukların sağlıklı gelişimi ve geleceği için
hayati öneme sahiptir. Ailelerin bu süreçte öğretmenlerle dayanışma içinde
olması, eğitim ortamının yeniden güvenli ve saygılı bir yapıya kavuşmasına
önemli katkı sağlayacaktır.
Ayrıca
Diyarbakır, diğer birçok ile kıyasla okullarda psikolojik danışmanlık ve
rehberlik (PDR) hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyulan bir kenttir.
Öğrencilerin yaşadığı sosyal, duygusal ve davranışsal sorunların sağlıklı
biçimde yönetilebilmesi için okullara yeterli sayıda PDR uzmanı atanması büyük
önem taşımaktadır. Bununla birlikte her okula bir sosyolog atanması,
okul-aile-toplum ilişkilerinin daha sağlıklı kurulmasına ve sorunların daha
köklü çözümlerle ele alınmasına katkı sunacaktır.
Elbette
okullarda güvenlik görevlisi, polis ya da jandarma bulundurmak belirli riskleri
azaltabilir; ancak bu tür önlemler tek başına yeterli değildir. Asıl ihtiyaç
duyulan şey, toplumun eğitim kurumlarına ve öğretmenlik mesleğine bakışını
yeniden gözden geçirmesidir. Geçmişte öğretmenlere duyulan saygı, sadece bir
gelenek değil; eğitimin sürdürülebilirliği için önemli bir toplumsal uzlaşıydı.
Bugün bu saygının zayıflaması, okul içi ilişkileri de doğrudan etkilemektedir.
Velilerin eğitim
sürecine dahil olması elbette kıymetlidir; ancak bu katılım, öğretmenin alanına
müdahale etmek ya da otoritesini sorgulamak şeklinde değil, iş birliği
temelinde olmalıdır. Aileler, çocuklarının eğitiminde öğretmenlerle aynı hedef
doğrultusunda hareket etmeli, öğretmenlerin öğrencilerle ilgili yaptığı
değerlendirmeleri ciddiyetle ele almalıdır. Çünkü eğitim, ancak aile ve okul
arasında kurulan sağlıklı bir iletişimle anlam kazanır.
Öğrencilerin
öğretmenlerine karşı tutumları da büyük ölçüde aile içinde şekillenir. Evde
öğretmene saygı duyan bir dil kullanılmadığında, bu durum doğrudan okul
ortamına yansır. Bu nedenle ailelerin, çocuklarına sadece akademik başarıyı
değil, aynı zamanda saygı ve sorumluluk bilincini de kazandırmaları
gerekmektedir.
Diyarbakır’daki
okulların daha güvenli ve nitelikli bir eğitim ortamına kavuşabilmesi için
yalnızca güvenlik önlemlerini artırmak yeterli değildir. Öğrencilerin eğitimle
yeniden bağ kurması, öğretmenlerin ekonomik ve psikolojik olarak korunması,
mesleki itibarlarının güçlendirilmesi, ailelerin sorumluluk bilinciyle hareket
etmesi ve okullarda rehberlik ile sosyolojik destek mekanizmalarının
yaygınlaştırılması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki güçlü bir eğitim sistemi,
ancak öğretmenin kendini güvende, öğrencinin eğitime bağlı ve toplumun eğitime
saygılı olduğu bir zeminde yükselebilir.

Yorumlar
Yorum Gönder