Siverek’ten Maraş’a Aynı Çığlık: Bu Öfkeyi Kim Büyüttü?
“Şiddet, çocuğun değil; ihmal edilen
çocukluğun dilidir.”
Önce Siverek…
Sonra Maraş…
İki gün içinde
iki okuldan yükselen silah sesleri, yalnızca koridorları değil, toplumun
vicdanını da derinden sarstı. Siverek’te eski bir öğrencinin okulu basarak çok
sayıda kişiyi yaralaması, hemen ardından Maraş’ta henüz 14 yaşındaki bir
çocuğun 5 silah ve 7 şarjörle okuluna gidip arkadaşlarını ve öğretmenini hedef
alması, artık karşımızdaki meselenin sıradan bir asayiş başlığı olmadığını
açıkça ortaya koydu.
Burada sadece
iki olay yok; aynı zamanda yıllardır biriken sessizliklerin, görülmeyen
çocuklukların, ihmal edilen ruhların ve eğitim sisteminde biriken yapısal
boşlukların dışa vurumu var.
Bugünün
çocukları yalnızca aileleriyle değil, ekranlarla da büyüyor. Televizyon
dizilerinde sorunların yumrukla, mafya senaryolarında silahla çözüldüğü;
dijital oyunlarda kazanmanın karşı tarafı yok etmekten geçtiği bir dünyada
çocuk, zamanla şiddeti olağan bir davranış biçimi olarak öğrenebiliyor.
Özellikle gelişim çağındaki bireyler için tekrar eden bu içerikler, rol model
alma davranışını güçlendiriyor. Sevdiği karakterin öfke anındaki refleksi, oyun
kahramanının saldırgan dili, gerçek hayatta bir problem çözme yöntemi gibi
zihinlere yerleşebiliyor.
Ancak suçu
yalnızca ekranlara yüklemek, gerçeğin kolay tarafına sığınmaktır.
Çünkü hiçbir
çocuk bir sabah uyanıp bir anda böylesine ağır bir öfkeyle hareket etmez. O
noktaya gelene kadar evde görülmeyen kırgınlıklar, okulda fark edilmeyen
yalnızlıklar, bastırılmış duygular, başarı baskısı, dışlanma, sevgisizlik ve
iletişimsizlik birikir. Ekranlar çoğu zaman bu boşluğu sadece büyütür.
Burada eğitim
sisteminin de kendine dönüp bakması gerekiyor.
Bugün
okullarımız akademik başarıyı ölçmede hassas, fakat çocukların ruhsal
kırılmalarını fark etmede çoğu zaman yetersiz kalıyor. Sınav odaklı yapı,
çocukları puan ve başarı baskısı altında yalnızlaştırırken; rehberlik
servislerinin sayısal yetersizliği, kalabalık sınıflar ve öğretmenlerin ağır iş
yükü birçok öğrencinin sessiz yardım çağrısının görülmesini zorlaştırıyor.
Bir öğrencinin
not düşüşü hemen fark ediliyor; ama içine kapanışı, öfke patlaması,
arkadaşlarından uzaklaşması ya da şiddet dili çoğu zaman sistemin satır
aralarında kayboluyor.
Oysa eğitim
sadece bilgi vermek değildir; çocuğun duygusunu tanımak, öfkesini yönetmeyi
öğretmek, aidiyet hissi kazandırmak ve problem çözmeyi konuşma kültürüyle
güçlendirmektir.
Maraş’taki
olay bu açıdan hepimize çok ağır bir soru sorduruyor:
Henüz ortaokul
çağındaki bir çocuk, babasının evinden 5 silah ve 7 şarjör alıp okuluna kadar
taşıyabiliyorsa, burada mesele yalnızca silaha erişim değildir. Asıl mesele, o
çocuğun ruhuna yıllardır dokunulamamış olmasıdır.
Silahların
evde bulunması fiziksel bir risk olabilir; ama o silaha uzanan elin ardındaki
psikolojik boşluk çok daha derindir. Çocuk aile içinde dinlenmiyorsa, okulda
fark edilmiyorsa, başarısızlıkları konuşulamıyorsa ve sevgiyi koşulsuz
hissedemiyorsa, dijital dünya onun için yalnızca bir eğlence alanı değil, bir
kimlik ve güç arayışına dönüşür.
Siverek’te
okuldan kopmuş eski bir öğrenci…
Maraş’ta
evdeki silahlarla okulu basan bir çocuk…
İki farklı
şehir, iki farklı hikâye ama aynı gerçek:
Çocuklar
sessizce yardım çağırıyor, büyükler bunu çoğu zaman duymuyor.
Bu yüzden
çözüm sadece okul kapılarına güvenlik koymak, metal dedektörler yerleştirmek ya
da polisiye tedbirleri artırmak değildir. Elbette güvenlik önemlidir; ancak
asıl ihtiyaç, çocuğun ruhunu koruyan bir toplumsal seferberliktir.
Aile içi
iletişim güçlenmeli, rehberlik servisleri daha etkin çalışmalı, her okulda
psikolojik danışman erişimi güçlendirilmeli, öğretmenlere davranışsal risk
işaretlerini fark etmeye dönük hizmet içi eğitimler verilmelidir. Medya
okuryazarlığı küçük yaşlardan itibaren eğitimin parçası olmalı, dijital içerik
denetimi ebeveyn sorumluluğuyla birlikte düşünülmelidir. Daha da önemlisi,
çocukların sanatla, sporla, aidiyet duygusuyla ve sağlıklı sosyal çevrelerle
desteklenmesi gerekir.
Çünkü
çocukları şiddetten korumak için ekranı kapatmak tek başına yetmez; onların iç
dünyasını açmak gerekir.
Bugün
sormamız gereken soru şudur:
Bu
çocuklar okulu mu bastı, yoksa biz; aile, ekran ve eğitim sistemi olarak ihmal
ettiğimiz çocukluğun bedelini mi ödüyoruz?

Yorumlar
Yorum Gönder