Sarı Zarflar ve Bizim Hikâyemiz


“Bir gecede işimizi aldılar; ama haklılığımızı, onurumuzu ve gerçeği asla alamadılar.”

Sarı Zarflar benim için yalnızca izlenen bir film değil; her sahnesinde yeniden soluduğum bir gecenin, yeniden kanayan bir yaranın adıdır. Bu ülkede bir gecede hayatı karartılan, emeği yok sayılan, hiçbir suç ispatlanmadan suçlu ilan edilen binlerce KHK mağdurunun ortak hafızasıdır.

Filmde perdeye düşen o sarı zarf, benim için bir sinema metaforu değil; bir gece kapıma kadar gelen, sabah olduğunda ise hayatımı geri dönülmez biçimde karanlığa çeviren gerçeğin ta kendisidir. Ben de o sarı zarfı alanlardan biriyim. Bir zarfın yalnızca bir iş kapısını değil; bir insanın geleceğini, çocuklarının hayallerini, ailesinin huzurunu ve yıllarca emek vererek kurduğu kimliğini nasıl paramparça ettiğinin canlı tanığıyım.

O gece elimizde kalan yalnızca resmi bir tebligat değildi. Yılların alın teri, dostluk sandığımız ilişkiler, geleceğe dair güven duygumuz ve hayata tutunduğumuz bütün dallar aynı anda elimizden kayıp gitti. Bu yüzden filmde gördüğüm her sahne, başkasının hikâyesi değil; hâlâ içimde yankılanan kendi hayatımın en karanlık gecesidir.

Bir gece yarısı yayımlanan bir KHK ile yılların emeği, mesleki birikimi ve onurlu geçmişi yok sayıldı. Ne savunma hakkı verildi, ne suç açıkça söylendi, ne de masumiyetimize dair en küçük bir hukuk zemini bırakıldı. Sabah olduğunda artık işsizdik.

Daha düne kadar aynı koridorda selam verdiğimiz insanlar gözlerini kaçırıyor, telefonlarımız susuyor, kapılar yüzümüze kapanıyordu. Sanki suç işlemişiz gibi değil, sanki görünmez bir hastalık taşıyormuşuz gibi bizden uzak duruluyordu.

Oysa gerçek çok yalındı:

Bizim hiçbir suçumuz yoktu.

KHK ile ihraç edilenler yalnızca işini kaybetmedi. Mesleğini, sosyal çevresini, ekonomik güvencesini, çocuklarının yarınlarına dair güvenini ve en önemlisi toplum içindeki görünürlüğünü kaybetti. İnsan, çalıştığı kurumdan bir gecede silinince sadece maaşını değil, kimliğinin en önemli parçalarından birini de yitiriyor.

Ama daha acısı, yıllarca omuz omuza çalıştığın insanların bir anda seni yok saymasıdır. Asıl kırılma tam da orada başlıyor: Devlet seni listeden siliyor, toplum ise hafızasından.

Yıllarca aynı sınıflarda ders anlattık, aynı masalarda projeler hazırladık, aynı halk için hizmet ürettik. Emeğimiz duvarlara, koridorlara, insan hayatlarına sindi. Fakat ihraçtan sonra birçoğumuzun adı dahi anılmaz oldu. Sanki hiç orada bulunmamışız, sanki o kurumların harcında bizim alın terimiz yokmuş gibi davranıldı.

Bu yalnızlaştırılma hali, işsiz kalmaktan bile daha ağırdı. Çünkü insan ekmeğini başka yerde kazanabilir; ama onuruna yönelen toplumsal sessizliği taşımak çok daha zordur

Sarı Zarflar tam da bu sessizliği anlatıyor. Resmî bir tebligatın aslında yalnızca bir kâğıt parçası olmadığını; bir evin huzurunu, bir çocuğun güven duygusunu, bir ailenin geleceğini ve bir insanın yıllarca inşa ettiği yaşamı nasıl yerle bir ettiğini gözler önüne seriyor.

Filmdeki çaresizlik, bizim yıllarca içimizde taşıdığımız duygunun sinemadaki yankısıdır.

Ve bugün hâlâ aynı soruları soruyoruz:

Bu yaşadığımız karanlık ne zaman bitecek?

Hukuksuzluğun yerini adalet ne zaman alacak?

Aslında bu soruların cevabı yalnızca mahkeme kararlarında değil, toplumsal vicdanda saklıdır. Çünkü adalet sadece işe iade değildir; insanın itibarının, onurunun ve toplum içindeki yerinin de iadesidir.

Bizim yaşadığımız en büyük yıkım maaşsız kalmak değildi; sahipsiz bırakılmaktı. Kendimizi çoğu zaman herkesin unuttuğu, kimsenin ses çıkarmadığı büyük bir boşlukta bulduk. Oysa her ihraç edilenin ardında bir aile, bir çocuk, bir ömürlük emek ve sessizce kırılmış bir hayat vardı.

Gün gelecek, bu ülke kendi hafızasıyla yüzleşecek.

Bir gece yarısı yayımlanan listelerin yalnızca isimleri değil, hayatları da kararttığını anlayacak.

Ve o gün geldiğinde en çok konuşulacak şey, neden ihraç edildiğimiz değil; bize neden bu kadar uzun süre vebalı gibi davranıldığı olacak.

İşte bu yüzden Sarı Zarflar sadece bir film değildir.

Bu film; susturulmuş hayatlarımızın, görünmez acılarımızın, yarım bırakılmış hikâyelerimizin ve bir gün mutlaka yerini bulacağına inandığımız adalet duygusunun adıdır.

Çünkü bazı zarflar yalnızca kapıları değil, bir ömrü kapatır.

Ama hakikat, eninde sonunda o kapıları yeniden açar.

Yorumlar