Şiddet Okula Nasıl Bu Kadar Kolay Girdi?

“Şiddet okul kapısından giriyorsa, sorun kapıda değil sistemdedir.”

Siverek’te yaşanan silahlı okul saldırısı, hepimizin yüzüne aynı acı soruyu bir kez daha çarptı:

Okullar neden artık çocukların ve öğretmenlerin en güvenli alanı olmaktan çıktı?

Bir öğrencinin ya da eski öğrencinin eline silah alıp okul kapısından içeri girebildiği bir yerde mesele yalnızca güvenlik kamerası, kapı dedektörü ya da okul polisi değildir. Asıl mesele, o çocuğu o noktaya getiren pedagojik, psikolojik ve toplumsal çöküştür.

Bugün okullarda yaşanan şiddeti sadece “asayiş sorunu” gibi görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü okul, suçun işlendiği sıradan bir kamusal alan değil; çocuğun karakterinin, kimliğinin ve sosyal bağlarının şekillendiği eğitim ortamıdır. Burada çözüm, polisiye tedbirlerin artırılması değil; rehberlik, psikolojik danışmanlık, erken risk tespiti ve okul ikliminin onarılmasıdır.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2024’te yayımladığı “Okullarda Şiddetin Önlenmesi Genelgesi”, psikososyal koruma, kriz ekipleri, risk haritaları ve veli iş birliği gibi önemli başlıklar içeriyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında birçok doğru adım tanımlanmış durumda.

Ancak asıl soru şu:

Bu tedbirler sahada gerçekten uygulanıyor mu?

Birçok okulda bir rehber öğretmen yüzlerce hatta binlerce öğrenciye bakmak zorunda kalıyor. Öğretmenler artan iş yükü ve tükenmişlik içinde öğrencilerin davranışsal sinyallerini takip etmekte zorlanıyor. Aile-okul iş birliği çoğu yerde yalnızca imza alınan toplantılardan ibaret kalıyor. Çocukların öfkesini, dışlanmışlığını, dijital zorbalıklarını ve psikolojik kırılmalarını fark edecek sistemler ya hiç kurulmuyor ya da kâğıt üzerinde bırakılıyor.

Oysa şiddet bir anda ortaya çıkmaz.

Her saldırının öncesinde görülemeyen işaretler vardır:

içe kapanma, tehdit dili, akran zorbalığı, sosyal izolasyon, başarısızlık duygusu, aile içi travmalar, bağımlılıklar ve umutsuzluk…

Bakanlık hâlâ bu meseleye daha çok yönetmelik diliyle yaklaşırken, okulların gerçek ihtiyacı insan kaynağı ve pedagojik müdahaledir. Daha fazla kamera değil, daha fazla psikolojik danışman gerekir. Daha fazla güvenlik görevlisi değil, öğrenciyi tanıyan öğretmen, sosyal hizmet uzmanı ve okul temelli ruh sağlığı desteği gerekir.

Çünkü okulun kapısına polis koymak, çocukların ruhuna değmez.

Şiddeti doğuran zemini değiştirmeden yalnızca sonuçlarla uğraşmak, yarayı pansuman edip enfeksiyonu görmezden gelmektir.

Peki, bu şekilde eğitimin geleceği ne olacak?

Eğer çocukların kendini güvende hissetmediği, öğretmenin sınıfa tedirgin girdiği, velinin “çocuğum okulda güvende mi” diye düşündüğü bir iklim kalıcı hale gelirse, eğitim sadece akademik olarak değil, ahlaki ve toplumsal olarak da büyük bir çöküş yaşayacaktır.

Çünkü güven duygusunun olmadığı yerde öğrenme olmaz.

Aidiyetin olmadığı yerde okul gelişmez.

Psikolojik güvenliğin olmadığı yerde başarı da sürdürülemez.

Bu yüzden artık sorulması gereken soru şu değildir:

“Okullara daha fazla polis mi gönderelim?”

Asıl soru şudur:

Çocuklarımızı bu kadar öfkeli, yalnız ve kırılgan hale getiren eğitim ortamını ne zaman değiştireceğiz?

Eğer bugün pedagojik tedbirler güçlendirilmezse, yarının okulları bilgi yuvası değil, korku mekânı haline gelir.

Yorumlar