“Çocuk hakları, yalnızca korunan çocuklar
için değil; korunamayan çocuklar için de vardır.”
Toplumun
vicdanını yaralayan şey yalnızca bir çocuğun bir hırsızlık olayına karışmış
olması değildir; asıl sarsıcı olan, henüz 10 yaşındaki bir çocuğun “92 suç
kaydı” gibi ağır bir ifadeyle kamuoyunun karşısına çıkarılmasıdır. Çünkü bu
haber, yalnızca bir adli vakayı değil; çocukları korumakta zorlanan sosyal
yapının, yetersiz kalan destek mekanizmalarının ve giderek derinleşen toplumsal
eşitsizliklerin de görünür hale gelmesini sağlamaktadır. Bir çocuğun bu kadar
erken yaşta defalarca adli sistemle karşı karşıya gelmesi, bireysel bir
davranış olarak değerlendirilemez. Bu durum, “Bu çocuk neden korunamadı?”,
“Hangi aşamada desteklenemedi?” ve “Onu suça sürükleyen koşullar neden
değiştirilemedi?” sorularını hepimizin önüne koymalıdır. Çünkü çocuklar
yalnızca yaptıkları eylemlerle değil; içinde büyüdükleri koşullar, maruz
kaldıkları ihmal ve erişemedikleri haklar üzerinden değerlendirilmelidir. Bu
nedenle meseleye yalnızca “suç kaydı” üzerinden bakmak değil, çocuğun üstün
yararını merkeze alan bir vicdan ve çocuk hakları perspektifiyle yaklaşmak
gerekir.
Çocuk hakları
perspektifinden bakıldığında, bu yaşta bir çocuk için “suçlu” tanımını
kullanılamaz. Uluslararası çocuk hakları sözleşmesi metinlerinde kullanılan
ifade “suça sürüklenen çocuk”tur. Çünkü çocuklar, içinde yaşadıkları sosyal
koşullardan bağımsız düşünülemez. Yoksulluk, ihmal, eğitime erişememe, aile içi
sorunlar, sokakta yaşama riski ve sosyal destek eksikliği; çocukları suça
sürükleyen temel nedenler arasında yer alır.
Bu nedenle 10
yaşındaki bir çocuğun onlarca kez adli sistemle karşı karşıya kalmış olması,
yalnızca çocuğun davranışı üzerinden değil; onu koruması gereken mekanizmaların
neden etkili olamadığı üzerinden değerlendirilmelidir. Çünkü bir çocuk ilk kez
risk altına girdiğinde sosyal hizmet desteği, psikolojik danışmanlık, eğitim
desteği ve koruyucu politikalar devreye girmelidir. Eğer bir çocuk aynı
döngünün içinde defalarca kalıyorsa, burada toplumsal sorumluluğun sorgulanması
gerekir.
Bugün birçok
kişi “92 kayıt nasıl olabilir?” diye soruyor. Ancak asıl soru şudur:
Bir çocuk bu
kadar çok kez sistemle karşılaşmasına rağmen neden korunamamış, neden
desteklenemiş ve neden güvenli bir yaşam alanına erişememiştir?
Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme ’ye göre her çocuk; korunma, gelişme, eğitim alma ve
yeniden topluma kazandırılma hakkına sahiptir. Bu nedenle çocukları yalnızca
adli kayıtlarıyla anmak, onları damgalama riskini de beraberinde getirir. Oysa
çocuk hakları yaklaşımı, her çocuğun değişme, destek görme ve yeniden hayata
tutunma hakkını esas alır.
Medyanın
kullandığı dil de bu noktada büyük önem taşır. Çocukların haberlerde yalnızca
“suç kaydı” üzerinden görünür olması, onları toplum gözünde etiketleyebilir ve
gelecekteki yaşamlarını daha da zorlaştırabilir. Çocukların üstün yararı
ilkesi, haber dilinde dahi korunması gereken temel bir ilkedir.
Unutulmamalıdır
ki hiçbir çocuk doğuştan suça yönelmez. Bir çocuğun hayatının bu kadar erken
döneminde adli olaylarla anılıyor olması, çoğu zaman bireysel bir tercihten
çok; ihmalin, yoksulluğun, sevgisizliğin, korunmasızlığın ve fırsat
eşitsizliğinin bir sonucudur. Bu nedenle çocukları yalnızca yaptıkları eylemler
üzerinden yargılamak, sorunun gerçek nedenlerini görmezden gelmek anlamına
gelir. Oysa çocuk hakları yaklaşımı; cezalandırmaktan önce korumayı, dışlamaktan
önce anlamayı ve damgalamadan önce rehabilitasyonu esas alır.
Bir çocuğun
onlarca kez aynı döngünün içinde kalması, aslında toplumun o çocuğa yeterince
ulaşamadığını gösterir. Çünkü güçlü bir sosyal destek sistemi, bir çocuğun ilk
kırılma anında devreye girer; ona güvenli bir yaşam alanı, eğitim desteği,
psikolojik destek ve yeniden başlama imkânı sunar. Eğer bir çocuk sürekli aynı olumsuzluğun
içine düşüyorsa, burada çocuğun değil, onu koruyamayan sistemin sorgulanması
gerekir.
Bugün
meseleye yalnızca “kaç suç kaydı var?” diye bakmak kolaydır. Ancak asıl zor ve
gerekli olan, o çocuğun hayatında eksik kalanları görebilmektir: güven
duygusunu, aidiyeti, eğitimi, sevgiyi, korunmayı ve umut hissini… Çünkü bazen
bir çocuğun cebinden çıkan şey yalnızca bir eşya değildir; eksik bırakılmış bir
çocukluk, duyulmayan bir yardım çağrısı ve zamanında uzatılamamış bir eldir. Ve
bir toplum, çocuklarını ne kadar koruyabiliyorsa, geleceğini de ancak o kadar
koruyabilir.

Yorumlar
Yorum Gönder