"Bir
şehir, korkunun konuştuğu yerde değil; hukukun, umudun ve dayanışmanın
konuştuğu yerde büyür."
Son dönemde
Diyarbakır'da peş peşe yaşanan iş yeri kurşunlamaları, sadece adli vakalar
olarak görülemez. Her sıkılan kurşun, bir dükkânın camını kırmanın ötesinde,
esnafın emeğine, kentin ekonomik canlılığına ve toplumun güven duygusuna
yönelmiş bir saldırıdır. Restoranlardan kuyumculara, kafelerden kıraathanelere
kadar farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin hedef alınması,
korkunun bireysel olmaktan çıkıp kamusal bir atmosfere dönüştüğünü
göstermektedir. Bu tablo, yalnızca güvenlik eksenli değil; ekonomik
kırılganlıklar, sosyal dönüşümler ve kurumsal işleyişle birlikte
değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir toplumsal soruna işaret etmektedir.
Organize suç
yapılarının güç kazanmasının tek bir nedeni yoktur. Sosyolojik açıdan
bakıldığında bunun arkasında birçok etken bulunmaktadır.
İlk olarak,
ekonomik belirsizlik ve işsizlik, özellikle genç nüfus için yasa dışı yapıların
cazibesini artırmaktadır. Eğitim ve istihdam olanaklarının yetersiz olduğu
ortamlarda bazı gençler, hızlı para kazanma ve güç sahibi olma düşüncesiyle suç
ağlarının içine çekilebilmektedir.
İkinci olarak,
toplumda korkunun yaygınlaşması suç örgütlerinin hareket alanını
genişletmektedir. Haraç talep edilen ya da tehdit edilen kişiler, can güvenliği
endişesiyle sessiz kalmayı tercih ettiğinde suç örgütleri bu sessizliği bir güç
göstergesi olarak yorumlayabilmektedir. Böylece her yeni sessizlik, yeni
mağdurların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.
Üçüncü olarak
ise sosyal bağların zayıflaması ve toplumsal dayanışmanın azalması, organize
suçların kendilerine alan açmasına neden olabilmektedir. Mahalle kültürünün,
ortak yaşam bilincinin ve sivil toplum dayanışmasının güçlü olduğu yerlerde suç
örgütlerinin kök salması daha zor olurken, bireyselleşmenin arttığı ortamlarda
insanlar kendilerini daha yalnız hissedebilmektedir.
Dördüncü olarak, siyasal aktörlerin toplumsal
etkisindeki değişim de göz ardı edilmemesi gereken bir faktördür. Uzun
yıllar boyunca Diyarbakır'da siyasi yapılar, sivil toplum kuruluşları, kanaat
önderleri ve yerel dinamikler yalnızca siyasal temsil işlevi görmemiş; aynı
zamanda toplumsal sorunların çözümünde, gençlerin yönlendirilmesinde ve mahalle
ölçeğinde oluşabilecek gerilimlerin kontrol altında tutulmasında önemli bir rol
üstlenmiştir. Son yıllarda ise çeşitli nedenlerle bu toplumsal etki ve
yönlendirme kapasitesinin önceki dönemlere kıyasla zayıfladığı yönünde
değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu durum, özellikle aidiyet duygusu arayan ve
ekonomik-sosyal kırılganlık yaşayan bazı gençlerin organize suç yapıları
tarafından daha kolay etkilenebileceği bir boşluk oluşturabilmektedir. Güçlü
siyasal ve sivil katılım mekanizmalarının, demokratik kanalların ve toplumsal
diyalogun yeniden güçlendirilmesi; organize suç örgütlerinin insan kaynağı
devşirme alanlarını daraltacak, toplumsal dayanışmayı ve ortak yaşam kültürünü
destekleyecektir.
Organize suç örgütlerinin güç kazanması
yalnızca emniyet birimlerinin mücadele edeceği bir güvenlik sorunu olarak
görülmemelidir. Bu durum; ekonomik eşitsizliklerin, genç işsizliğinin,
toplumsal kırılganlıkların, hukuka duyulan güvenin ve sosyal dayanışmanın
birlikte ele alınmasını gerektiren çok boyutlu bir toplumsal meseledir. Bir
şehirde silah seslerinin yükselmesi, yalnızca birkaç iş yerinin hedef alınması
anlamına gelmez; aynı zamanda yatırımcının cesaretinin, esnafın huzurunun,
gençlerin geleceğe dair umudunun ve vatandaşın kamusal alana duyduğu güvenin de
yara alması demektir.
Kalıcı çözüm, korkunun normalleştiği bir
düzeni kabullenmekte değil; hukukun üstünlüğünü tavizsiz şekilde işletmekte,
suç örgütlerinin ekonomik kaynaklarını ortadan kaldırmakta, gençlere eğitim ve
istihdam olanakları sunmakta ve toplumun her kesiminde dayanışma kültürünü
güçlendirmektedir. Devlet kurumları, yerel yönetimler, meslek odaları, sivil
toplum kuruluşları ve vatandaşlar ortak bir sorumluluk bilinciyle hareket
ettiğinde, suç örgütlerinin beslendiği korku ve yalnızlık ortamı da
zayıflayacaktır.
Diyarbakır, yüzyıllardır ticaretin, kültürel
zenginliğin ve birlikte yaşama kültürünün önemli merkezlerinden biri olmuştur.
Bu kadim şehrin geleceği, şiddetin gölgesinde değil; üretimin, emeğin, hukukun
ve ortak yaşam iradesinin güçlenmesiyle şekillenmelidir. Çünkü bir şehrin
gerçek zenginliği sadece açılan iş yerleri, yükselen binalar ya da ekonomik
göstergeleri değildir; esnafın sabah kepengini korkmadan açabilmesi, çocukların
sokakta güvenle oynayabilmesi, gençlerin geleceğini suçta değil eğitimde araması
ve insanların yarınlarından endişe duymadan yaşayabilmesidir.
Unutulmamalıdır ki, suç örgütleri korkudan
beslenir; güçlü toplumlar ise adaletten, dayanışmadan ve ortak vicdandan güç
alır. Bugün atılacak kararlı adımlar, yalnızca mevcut sorunları çözmekle
kalmayacak, gelecek nesillere daha güvenli, daha huzurlu ve daha umut dolu bir
Diyarbakır bırakmanın da en sağlam teminatı olacaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder