"Öğrenciyi
ölçmeden önce, ona neyi ve nasıl öğrettiğimizi sorgulamak gerekir."
Son yıllarda
Türk eğitim sisteminde en çok tartışılan konuların başında yeni nesil sorular
gelmektedir. Özellikle LGS ve YKS gibi merkezi sınavlarda yoğun biçimde
kullanılan bu soru türleri, öğrencilerin yalnızca bilgi düzeylerini değil;
analiz etme, yorumlama, muhakeme yürütme ve problem çözme becerilerini de
ölçmeyi amaçlamaktadır. İlk bakışta çağdaş eğitim anlayışına uygun görünen bu
yaklaşım, uygulama aşamasında önemli tartışmaları da beraberinde getirmektedir.
Yeni nesil
soruların temel felsefesi, ezberci eğitim anlayışından uzaklaşarak öğrenciyi
düşünmeye yöneltmektir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde söz konusu soruların
amacı doğrudur. Çünkü günümüz dünyasında bireylerden beklenen yalnızca bilgi
sahibi olmaları değil, bilgiyi doğru zamanda ve doğru şekilde
kullanabilmeleridir. Eğitim sistemlerinin de bu doğrultuda gelişmesi
kaçınılmazdır.
Ancak burada
önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Öğrencilerden üst düzey düşünme
becerileri beklenirken, eğitim süreçlerinin büyük bölümü hâlâ bilgi aktarımına
dayalı olarak sürdürülmektedir. Sınıflarda çoğu zaman ders yetiştirme kaygısı
yaşanmakta, öğrencilerin sorgulama, tartışma ve araştırma becerilerini
geliştirecek etkinliklere yeterince yer verilememektedir. Sonuç olarak
öğrenciler bir eğitim anlayışıyla yetiştirilmekte, fakat başka bir anlayışla
hazırlanan sınavlarla değerlendirilmektedir.
Bu durum
özellikle dezavantajlı bölgelerde daha belirgin hale gelmektedir. Okuma
alışkanlığı yeterince gelişmemiş, kaynaklara erişim imkânı sınırlı olan
öğrenciler, uzun metinlerden oluşan yeni nesil sorular karşısında ciddi
güçlükler yaşamaktadır. Böylece ölçülmek istenen beceri ile öğrencinin sahip
olduğu eğitim fırsatları arasındaki fark daha da büyümektedir. Eğitimde fırsat
eşitliği sağlanmadan yapılan ölçmeler, zaman zaman başarıdan çok sosyoekonomik
farklılıkları ortaya koyabilmektedir.
Bir diğer
sorun ise öğretmenlerin ve eğitim materyallerinin bu dönüşüme tam anlamıyla
uyum sağlayamamasıdır. Yeni nesil soru çözme becerisi yalnızca sınav
dönemlerinde kazanılabilecek bir özellik değildir. Bu becerinin ilkokuldan
itibaren derslerin işleniş biçimine yansıtılması gerekir. Ancak birçok okulda
öğrenciler yıl boyunca klasik yöntemlerle eğitim görmekte, sınav yaklaştığında
ise yoğun bir şekilde yeni nesil sorularla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu
durum öğrencilerde kaygıyı artırmakta ve sınavların adil olup olmadığı yönünde
tartışmalara yol açmaktadır.
Aslında
tartışılması gereken konu yeni nesil soruların varlığı değildir. Asıl mesele,
öğrencilerin bu sorulara hazırlanabilecekleri bir eğitim ortamının oluşturulup
oluşturulamadığıdır. Eğer eğitim sistemi öğrencilerin okuma, anlama, yorumlama
ve problem çözme becerilerini sistemli biçimde geliştirebiliyorsa, yeni nesil
sorular önemli bir ölçme aracı olabilir. Ancak öğretim süreçleri ile ölçme
yöntemleri arasında uyum sağlanamadığında, bu sorular eğitimde kaliteyi
artırmak yerine yeni eşitsizliklerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Yeni
nesil soruların varlığı tek başına eğitimde bir reform anlamına gelmemektedir.
Bir eğitim sisteminin başarısı, öğrencilerden ne istediğiyle değil, onları bu
beklentilere ne ölçüde hazırlayabildiğiyle ölçülür. Eğer sınıflarda hâlâ ezbere
dayalı öğretim anlayışı hâkimken sınavlarda analiz, yorumlama ve muhakeme
becerileri aranıyorsa, burada sorgulanması gereken öğrenciler değil sistemin
kendisidir. Çünkü adil bir ölçme, ancak adil bir öğrenme sürecinin sonunda
mümkündür. Eğitimin temel amacı sınavlara uygun öğrenci yetiştirmek değil;
düşünen, sorgulayan, üreten ve karşılaştığı sorunlara çözüm geliştirebilen
bireyler yetiştirmektir. Bu nedenle asıl ihtiyaç, soru kitapçıklarını
değiştirmekten çok, öğrenme kültürünü değiştirecek cesur ve kapsamlı bir eğitim
dönüşümüdür. Aksi halde yeni nesil sorular, eğitimde niteliğin değil, mevcut
eksikliklerin yeni bir biçimde görünür olmasından öteye geçemeyecektir.

Yorumlar
Yorum Gönder