"Bir
ülkenin geleceği öğretmenlerinin omuzlarında yükselir. Öğretmenini ezen bir
sistem, aslında kendi geleceğini karartır."
Özel okul ve
kurs öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlerin yaşadıkları, ülkemizin
demokrasi, hukuk ve vicdan sınavı açısından son derece düşündürücü bir tablo
ortaya koymuştur. Yıllardır emek veren, çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğe
hazırlayan öğretmenler, bugün kendi gelecekleri için mücadele etmek zorunda
bırakılmıştır.
Özel okul ve
kurs öğretmenleri uzun yıllardır düşük ücretlerle çalıştırılmakta, ağır çalışma
koşullarına maruz kalmakta ve çoğu zaman emeğinin karşılığını alamamaktadır.
Birçoğu asgari ücret seviyesinde maaşlarla yaşam mücadelesi verirken, ek
dersler, hafta sonu çalışmaları ve yoğun iş yükü altında mesleklerini
sürdürmeye çalışmaktadır. Eğitim gibi kutsal bir görevi yerine getiren
insanların ekonomik kaygılarla ay sonunu düşünmek zorunda bırakılması başlı
başına bir adaletsizliktir.
Diğer tarafta
ise yıllarını üniversitelerde geçirmiş, KPSS'de yüksek puanlar almış, büyük
fedakârlıklarla öğretmen olma hayalini kurmuş binlerce mülakat mağduru öğretmen
bulunmaktadır. Bu öğretmenler, yazılı sınavlarda gösterdikleri başarıya rağmen
mülakat süreçlerinde yaşadıkları mağduriyetler nedeniyle hak ettikleri
atamalara kavuşamamış, hayalleri ertelenmiş, umutları kırılmıştır. Kimi
yıllarca işsiz kalmış, kimi farklı sektörlerde çalışmak zorunda bırakılmış,
kimi ise ekonomik ve psikolojik zorluklarla mücadele etmek durumunda kalmıştır.
Bütün bu
mağduriyetlere rağmen öğretmenler şiddete başvurmamış, kamu düzenini bozacak
herhangi bir girişimde bulunmamış, sadece demokratik haklarını kullanarak
seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Ancak ne yazık ki ortaya çıkan görüntüler,
bir hukuk devletinde görülmemesi gereken görüntüler olmuştur.
Haklarını
arayan öğretmenlerin ellerine kelepçe vurulması, yerlerde sürüklenmesi, sert
müdahalelere maruz bırakılması ve adeta suçlu muamelesi görmesi toplum
vicdanını derinden yaralamıştır. Bu görüntüler yalnızca öğretmenleri değil,
adalet duygusuna sahip herkesi üzmüş ve düşündürmüştür. Çünkü karşı karşıya
olduğumuz insanlar suçlu değil; öğrencilerine bilgiyi, ahlakı, adaleti ve insan
sevgisini öğreten eğitim neferleridir.
Bir toplumun
öğretmenlerine reva gördüğü muamele, aslında o toplumun geleceğe bakışını da
ortaya koyar. Eğer öğretmenler geçim sıkıntısı çekiyorsa, emeklerinin
karşılığını alamıyorsa, hak aradıkları için baskıyla karşılaşıyorsa burada
yalnızca öğretmenlerin değil, toplumun tamamının kaybettiği bir süreç yaşanıyor
demektir.
Öğretmenler
lüks istemiyor. Ayrıcalık istemiyor. Kimsenin hakkına göz dikmiyor. Sadece
emeklerinin karşılığını, adil bir çalışma hayatını ve hak ettikleri fırsatları
talep ediyorlar. İstedikleri şey adalettir, eşitliktir, insanca yaşamaktır.
Bugün
susturulmaya çalışılan sesler, aslında eğitim sisteminin içinde biriken
sorunların haykırışıdır. Bu sesi duymak, anlamak ve çözüm üretmek gerekir.
Çünkü öğretmenlerin mutsuz olduğu bir ülkede eğitimin güçlü olması mümkün
değildir. Eğitimin güçlü olmadığı bir ülkede ise kalkınma, gelişme ve toplumsal
refah sadece bir temenniden ibaret kalır.
Yetkililerden
beklentimiz; öğretmenlerin taleplerine kulak verilmesi, yaşanan mağduriyetlerin
giderilmesi ve demokratik haklarını kullanan eğitim emekçilerine yönelik bu tür
görüntülerin bir daha yaşanmamasıdır. Adaletin, hakkaniyetin ve insan onurunun
gereği budur.
Unutulmamalıdır
ki;
"Öğretmenin kelepçelendiği yerde sadece
eller değil, bir ülkenin geleceği de zincire vurulmuş olur."
Ve
unutulmamalıdır ki;
"Hak arayan öğretmenler değil, onların
sesini duymayanlar tarihin vicdanında mahkûm olacaktır."
Yorumlar
Yorum Gönder