Son günlerde Diyarbakır’da işyerlerine yönelik
silahlı saldırıların artması, toplumda ciddi bir kaygı ve güvensizlik
yaratmaktadır. Esnafın kepengini açarken, emekçinin işine giderken, çocukların
okul yolunda, kadınların ve gençlerin sokakta yürürken kendisini güvende
hissetmediği bir kent düzenini kabul etmek mümkün değildir.
Çünkü kurşun adres sormaz, hedef seçmez. Bir
işyerine, bir araca ya da bir sokağa sıkılan her kurşun; yalnızca hedef alınan
kişiyi değil, orada bulunan çocukları, kadınları, emekçileri, esnafı ve hiçbir
şeyden haberi olmayan masum insanları da ölümle karşı karşıya bırakır.
Hiçbir
anlaşmazlık, hiçbir çıkar hesabı, hiçbir tehdit ve hiçbir güç gösterisi insan
hayatından daha değerli değildir.
Bugün
yaşananlar yalnızca saldırıya uğrayan işyerlerinin veya kişilerin sorunu olarak
görülemez. Sokak ortasında silahların konuşmaya başlaması, bütün Diyarbakır’ın
huzuruna yönelmiş bir tehdittir. Bir kentte şiddet sıradanlaşır, silah taşımak
güç göstergesine dönüşür ve insanlar “yanlış zamanda yanlış yerde bulunmaktan”
korkmaya başlarsa, bunun bedelini bütün toplum öder.
Diyarbakır korkunun değil, yaşamın kenti
olmalıdır.
Bu nedenle
başta ilgili kamu kurumları olmak üzere tüm yetkilileri; organize suç
yapılanmalarına, silahlı saldırılara, tehdit ve şiddet yoluyla toplum üzerinde
korku oluşturmaya çalışan yapılara karşı hukukun sınırları içinde kararlı,
etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yürütmeye çağırıyoruz.
Ancak güvenlik
yalnızca suç işlendikten sonra faillerin yakalanmasıyla sağlanamaz. Asıl olan,
suçun önlenmesi, silaha erişimin ve silahlı şiddetin azaltılması, suç
örgütlerinin ekonomik ve örgütsel kaynaklarının ortaya çıkarılması ve gençlerin
suç yapılanmalarının etkisine girmesini önleyecek sosyal politikaların
güçlendirilmesidir.
Aynı zamanda
toplumun bütün kesimlerine sorumluluk düşmektedir. Şiddeti normalleştiren,
silahı güç ve itibar aracı olarak gösteren anlayışa karşı ortak bir toplumsal
duruş geliştirmeliyiz. Suça ve şiddete karşı sessizlik değil dayanışma, korku
değil hukuk, tehdit değil demokratik toplum kültürü hâkim olmalıdır.
Diyarbakır’da
esnaf kepengini korkuyla değil, umutla açmalı; çocuklarımız sokaklarda silah
seslerinden ürkmeden, güven içinde büyümelidir. Gençlerimizin yolu çetelerden
ve silahtan değil; eğitimden, üretimden, sanattan, spordan ve emekten geçmelidir.
Kadınlar, emekçiler, esnaf ve bütün yurttaşlar bu kentin her mahallesinde, her
sokağında günün her saatinde kendilerini güvende hissetmelidir. Çünkü huzur
bir ayrıcalık, güvenlik bir lütuf değildir; herkesin en temel hakkıdır.
Diyarbakır’ın sokaklarında korku değil yaşam, silah değil söz, şiddet değil
dayanışma hâkim olmalıdır.
Çünkü güvenli
sokaklar bir ayrıcalık değil, herkesin hakkıdır.
Diyarbakır’ın
kaderi silah sesleri değildir. Bu kentin geleceğini şiddet, korku ve suç
örgütleri değil; hukuk, dayanışma, emek ve toplumsal barış belirlemelidir.
Bugün
Diyarbakır’ın huzuruna, yaşam hakkına ve geleceğine sahip çıkmak için hep
birlikte güçlü bir ses yükseltmeliyiz. Silahın karşısında yaşamı, korkunun
karşısında cesareti ve dayanışmayı, suçun karşısında hukuku, şiddetin
karşısında barışı savunmalıyız. Bu kentin sokakları çetelerin, tehditlerin
ve silahların gölgesine bırakılamaz; Diyarbakır’ın huzuru hiçbir kişinin,
grubun ya da çıkar çevresinin hesaplarına feda edilemez. İnsanlarımızın
korkmadan yaşayabildiği, çocuklarımızın güvenle büyüdüğü, esnafın huzurla
kepenk açtığı bir kent için sessiz kalmamalıyız. Çünkü bir insanımızın daha
silahlı şiddetin kurbanı olması, yalnızca bir canın değil, hepimizin huzurundan
ve geleceğinden bir parçanın eksilmesi demektir. Diyarbakır korkuya teslim
olmayacak; yaşamın, hukukun, dayanışmanın ve barışın yanında duracaktır.
Çünkü bu kent hepimizin; sokakları da,
huzuru da, geleceği de hepimizin ortak sorumluluğudur.

Yorumlar
Yorum Gönder