“Bazen insan, başkasının acısını anlamak için
onunla empati yapmak zorunda kalır.”
Bir kadın
saçını ördü.
Hepsi bu…
Ne bir suç
işledi, ne birine zarar verdi, ne de bir insanın hayatına kastetti. Sadece saçını
ördü. Üstelik bunu sıradan bir paylaşım olsun diye değil; saçları kesilen bir
kadının yaşadığı duyguyu anlamak, onun acısına kendi bedeni ve ruhuyla ortak
olmak için yaptı.
Hemşire İkra
Avcı’nın yaptığı tam da buydu: Empati.
Bir insanın
yaşadığı acıyı uzaktan seyretmek yerine, “Ben onun yerinde olsaydım ne
hissederdim?” diye düşünmek…
Bundan daha
insani bir tepki olabilir mi?
Bir kadının
saçının kesilmesi yalnızca birkaç tel saçın yok edilmesi değildir. Saç,
özellikle kadınlar için kimi zaman kimliğin, özgürlüğün, güzelliğin ve kişisel
iradenin bir parçasıdır. Bir kadının saçına yönelik zorlayıcı bir müdahale,
onun bedenine ve özgürlüğüne yönelik bir saldırı olarak hissedilebilir.
İkra Avcı ise
bu duyguyu anlamaya çalışmıştır.
Belki de onun
yaptığı şeyin en önemli tarafı budur: Başkasının acısını kendi acısıymış
gibi hissedebilmek.
Fakat
karşımıza şimdi çok daha büyük bir soru çıkıyor:
İnsani bir
empati eylemi nasıl olur da bir insanın mesleğinden edilmesine kadar
uzanabilir?
İkra Avcı
hakkında adli ve idari soruşturmalar açıldı. Gözaltına alındı ve ardından
serbest bırakıldı. Daha sonra, hakkında açılan adli davadan beraat etti.
Buna rağmen
hakkında açılan idari soruşturma ile meslekten çıkarıldı.
İşte tam
burada yalnızca İkra Avcı’nın değil, hepimizin sorması gereken bir soru var:
Bir insanın
suçsuzluğunun ortaya konulduğu bir süreçten sonra, onu mesleğinden uzaklaştıran
karar hangi vicdan terazisinde tartıldı?
Elbette kamu
görevlilerinin sorumlulukları vardır. Elbette sağlık çalışanlarının mesleklerinin
gerektirdiği kurallara uyması gerekir. Disiplin mekanizmaları da kamu
hizmetinin sağlıklı yürütülmesi açısından önemlidir.
Ancak
disiplinin amacı insanı ezmek değil, adaleti ve kamu hizmetinin
güvenilirliğini korumaktır.
Bir ceza,
davranışın ağırlığıyla orantılı değilse artık yalnızca bir disiplin kararı
olmaktan çıkar; toplumun vicdanında bir adalet tartışmasına dönüşür.
Burada asıl
mesele İkra Avcı’nın saçını örmesi değildir.
Asıl mesele, bir
insanın empati kurma biçiminin cezalandırılmasının ne anlama geldiğidir.
Burada bir
başka soru daha var:
İkra
Avcı’nın saçını örmesi mi daha büyük bir sorun, yoksa bir kadının yaşadığı
acıya karşı toplumun sessiz kalması mı?
Bir kadın
saçları kesildiği için acı çekiyorsa ve başka bir kadın “Ben de onun ne
hissettiğini anlamak istiyorum” diyorsa, bu davranışın içinde cezalandırılması
gereken ne vardır?
Bazen bir
toplumun adalet anlayışı, yazılı kararlardan çok vicdanlarda bıraktığı
izlerle ölçülür.
İnsanlar
devlet kurumlarına yalnızca kanunların uygulanması için değil, aynı zamanda
adaletin gerçekleşmesi için güvenir.
Adalet ise
sadece “kurala uygunluk” değildir.
Adalet; niyeti
görmek, koşulları değerlendirmek, ölçüyü korumak ve insanı insan olarak
görebilmektir.
Bu nedenle
İkra Avcı’nın yaşadığı süreç, yalnızca bir hemşirenin meslekten çıkarılması
meselesi olarak görülmemelidir.
Bu olay bize
çok daha temel bir şeyi sormaktadır:
Bir insanı
cezalandırırken onun niyetini, eylemin gerçek niteliğini ve ortaya çıkan zararı
ne kadar hesaba katıyoruz?
Eğer bir insan
başkasına zarar vermek için değil, başkasının acısını anlamak için bir
davranışta bulunmuşsa, o davranışın anlamını yalnızca şekline bakarak
değerlendirmek adalet duygusunu zedeleyebilir.
Çünkü hukuk
kadar önemli bir başka şey daha vardır:
Vicdan.
Bir karar hukuken
tartışılabilir.
Bir disiplin
işlemi idari olarak savunulabilir.
Ama toplumun
vicdanında karşılık bulmuyorsa, o kararın nedenini yeniden düşünmek gerekir.
İkra Avcı’nın
saçlarını örmesi belki de bugün bize kendi saçından çok daha büyük bir şeyi
anlatıyor:
Bir insanın
başkasının acısını anlayabilme cesaretini.
Ve belki de bu
olaydan geriye kalması gereken en önemli soru şudur:
Bir kadının
acısına ortak olmak suçsa, empatiyi hangi maddeden yargılayacağız?
İkra Avcı’nın
saçları örülürken belki de aslında başka bir şey örülüyordu:
İnsanlık…
Vicdan…
Empati…
Ve bir
başkasının acısını kendinden uzak görmeme duygusu.
Bugün
bir hemşireyi mesleğinden eden kararın gerekçelerini tartışabiliriz.
Ama
yarın çocuklarımıza hangi davranışı öğreteceğimizi de düşünmeliyiz.
“Başkasının
acısını görmezden gel” mi diyeceğiz?
Yoksa:
“Kendini onun yerine koy. Onun acısını
anlamaya çalış. Çünkü insan olmak biraz da budur.” mu diyeceğiz?
Ben
ikinci yolu seçiyorum.
Çünkü
bazen bir kadının saçını örmesi, saçtan çok daha büyük bir şeyi anlatır.
Vicdanın hâlâ ölmediğini…

Yorumlar
Yorum Gönder