Bir Saldırıdan Daha Fazlası: Umudu Korumak, Barışı İnşa Etmek

“Demokrasiye giden yol, umudun tükendiği yerde değil; umudun en çok sınandığı yerde başlar.”

Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden ekmek parası için Zonguldak’a giden mevsimlik tarım işçilerinin, kadın ve çocukların da bulunduğu bir grubun saldırıya uğraması hepimizi derinden düşündürmelidir. Kamuoyuna yansıyan görüntüler ve haberler, 70’ten fazla işçi ve ailelerinin iki kez saldırıya maruz kaldığını ve can güvenliklerinin tehlikeye girdiğini ortaya koyuyor.

Şimdi kendimize sormamız gereken soru şudur: Ne diyeceğiz?

“Bu iş çok zor olacak” deyip umudumuzu mu kaybedeceğiz?

“Demek ki hiçbir şey değişmeyecek” deyip yeniden korkularımıza mı teslim olacağız?

Yoksa tam tersine, bütün bu yaşananlara rağmen demokratik bir toplum, eşit yurttaşlık ve kalıcı barış için mücadele etmeye devam mı edeceğiz?

Bence cevabımız açık olmalıdır: Umudumuzu kaybetmeyeceğiz.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; insanların memleketi, dili, kimliği ve düşüncesi nedeniyle korkmadan yaşayabilmesidir. Bir Kürt ailesinin ekmek parası için ülkenin bir ucundan diğer ucuna gittiğinde kendisini güvende hissetmesidir. Bir annenin çocuğuyla birlikte yolda yürürken kimliğinden dolayı saldırıya uğramayacağını bilmesidir.

Bugün yaşanan bu saldırı, tam da demokratik toplum fikrinin neden bu kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Bir yandan yeni bir dönemin, demokratik çözümün ve toplumsal barışın konuşulduğu; Kürt halkının büyük umutlarla geleceğe baktığı bir süreçten söz ediyoruz. İnsanlar dağlarda bulunan evlatlarının eve gelmesini, cezaevlerindeki siyasetçilerin özgürleşmesini, siyasetin ve demokratik mücadelenin önünün açılmasını bekliyor.

Tam da böyle bir dönemde, bir grup insanın kimliği üzerinden hedef haline getirilmesi hepimize önemli bir şey söylüyor:

Barış sadece masalarda değil, toplumun her sokağında inşa edilmelidir.

Çünkü yasalar değişebilir, çerçeveler çizilebilir, siyasi aktörler bir araya gelebilir. Fakat toplumun zihnindeki önyargılar, korkular ve düşmanlıklar değişmeden gerçek anlamda demokratik bir toplum kurulamaz.

Bu nedenle yaşananları ne küçümsemeliyiz ne de bütün geleceği karanlık görmeliyiz.

Bir saldırıyı “münferit” diyerek geçiştirmek doğru değildir. Ama bir saldırıdan hareketle bütün topluma dair umutsuzluk üretmek de doğru değildir.

Asıl yapılması gereken, hukukun işletilmesini, saldırının bütün yönleriyle soruşturulmasını, sorumluların hesap vermesini ve insanların güvenliğinin devlet tarafından eksiksiz biçimde sağlanmasını istemektir. Nitekim olayla ilgili Alaplı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli sürecin başlatıldığı bildirildi.

Ama bununla da yetinmemeliyiz.

Çünkü demokratik toplum yalnızca devletin atacağı adımlarla kurulmaz.

Bizim de birbirimize anlatmamız gereken bir gerçek var:

Kürtlerin özgürlüğü Türklerin özgürlüğüne karşı değildir.

Türklerin özgürlüğü Kürtlerin özgürlüğüne karşı değildir.

Birinin eşitliği diğerinin kaybı değildir.                    

Tam tersine, bir toplumda herkes eşit ve özgür olduğunda herkes kazanır.

Bugün bize düşen, öfkeyi büyütmek değil; adaleti büyütmektir.

Nefreti çoğaltmak değil; eşitliği çoğaltmaktır.

Korkuyu yaymak değil; cesareti çoğaltmaktır.

Ve en önemlisi, barış umudundan vazgeçmemektir.

Çünkü demokrasi karşıtı olanları da demokrasiye inandırmanın yolu, onlara karşı aynı dili kullanmak değil; demokrasinin herkes için güvenli, adil ve onurlu bir yaşam olduğunu göstermekten geçer.

Belki bu yol kolay olmayacak.

Belki önümüze daha çok engel çıkacak.

Belki geçmişin acıları ve bugünün provokasyonları zaman zaman hepimizi umutsuzluğa sürükleyecek.

Ama biz yine de yürümeliyiz.

Çünkü barışın en büyük düşmanı umutsuzluktur.

Bugün Şırnak’tan Zonguldak’a ekmek parası için giden kadınların, erkeklerin ve çocukların yaşadığı korku, yarının Türkiye’sinde hiçbir ailenin yaşamak zorunda olmadığı bir korku olmalıdır.

Ve biz bunun için mücadele etmeliyiz.

Dağdaki gençlerin evlerine dönebildiği, cezaevlerindeki siyasetçilerin özgür siyaset yapabildiği, kimsenin kimliği nedeniyle saldırıya uğramadığı, çocukların korkuyla değil umutla büyüdüğü, Türk’ün, Kürt'ün, Arap'ın, Laz'ın, Çerkes'in ve bu topraklarda yaşayan herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği, demokratik ve barışçıl bir toplum için…

Umudumuzu kaybetmeden, öfkemizi adalete dönüştürerek, korkularımıza teslim olmadan mücadele etmeye devam edeceğiz.

Çünkü biliyoruz:

“Barış, kolay olduğu için değil; zor olduğu halde vazgeçilmediği için kazanılır.”

Ve biz, demokratik toplum umudundan vazgeçmeyeceğiz.

 

Yorumlar