Diyarbakır
için bugün konuşmamız gereken en önemli sorunlardan biri artık yalnızca
işsizlik, yoksulluk, eğitim veya göç değildir.
Çocuklarımızın
ve gençlerimizin geleceğini tehdit eden uyuşturucu, bağımlılık, madde
ticareti, fuhuş ve giderek derinleşen sosyal çözülme artık hepimizin
yüzleşmesi gereken ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiştir.
Önümüzdeki
tabloyu görmezden gelme lüksümüz yoktur.
Uyuşturucuyla
tanışma yaşının çocukluk dönemlerine kadar indiği, çok küçük yaşlardaki
çocukların dahi madde ağlarının ve suç çevrelerinin hedefi haline gelebildiği bir
ortamdan söz ediyoruz. Torbacılık gibi suçların çocuk yaşlara kadar indiğine
ilişkin iddialar ise durumun ne kadar vahim bir noktaya geldiğini
göstermektedir.
Eğer gerçekten
çocuklarımız uyuşturucuyla bu kadar erken yaşlarda tanışıyorsa, mesele artık yalnızca
“uyuşturucu kullanan gençler” meselesi değildir.
Bu, çocuklarımızın
nasıl bir çevrede büyüdüğü meselesidir.
Bu, ailelerin
ne kadar desteklendiği meselesidir.
Bu, okullarımızın
ve mahallelerimizin ne kadar güvenli olduğu meselesidir.
Bu, gençlerimize
nasıl bir gelecek sunduğumuz meselesidir.
Ve en
önemlisi, bu artık toplumumuzun geleceği meselesidir.
Bir çocuğun
uyuşturucuyla tanışması yalnızca o çocuğun hayatını değiştirmez. Ailesini,
arkadaş çevresini, okulunu ve içinde yaşadığı toplumu da etkiler. Daha da
önemlisi, çocukların suç ağları tarafından kullanılması toplumun geleceği
açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Bugün bir
çocuğu koruyamazsak yarın yalnızca bir bireyi değil, bir nesli kaybetme
riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.
Peki, ne yapmalıyız?
İlk olarak susmamalıyız.
Çünkü bazı
sorunlar konuşulmadığında ortadan kalkmaz; tam tersine büyür.
Uyuşturucuyu
yalnızca emniyetin, bağımlılığı yalnızca sağlık kurumlarının, çocukların
korunmasını yalnızca ailelerin, gençlerin geleceğini ise yalnızca okulların
görevi olarak göremeyiz.
Bu sorun çok
daha büyüktür.
Aile, okul,
mahalle, yerel yönetim, sağlık kurumları, emniyet, sivil toplum, basın, iş
dünyası ve bütün toplum birlikte hareket etmelidir.
İkinci olarak
çocuklarımızı yalnızca suçtan korumaya çalışmak yetmez; onları suça ve
bağımlılığa iten boşluğu da ortadan kaldırmamız gerekir.
Bir çocuğun
okuldan uzaklaşmasına neden olan sorun nedir?
Bir gencin
kendisini değersiz hissetmesine ne sebep olmaktadır?
Bir çocuğu
uyuşturucu çevrelerine yaklaştıran sosyal koşullar nelerdir?
Gençler neden
umutsuz?
Neden bazı
mahallelerde çocukların önünde uyuşturucudan daha güçlü bir gelecek seçeneği
bulunmuyor?
Bu soruları
sormadan yalnızca sonuçlarla mücadele etmek yeterli olmayacaktır.
Üçüncü olarak çocuklarımızı
suçlamaktan vazgeçip onları korumayı öğrenmeliyiz.
Madde
bağımlılığıyla mücadelede korkutmak, dışlamak ve damgalamak yerine erken
müdahale, rehberlik, psikososyal destek, eğitim ve aile desteği
güçlendirilmelidir.
Çünkü
kaybettiğimiz her çocuk, aslında toplum olarak kaybettiğimiz bir gelecektir.
Fuhuşun
artışıyla ilgili iddialar da aynı toplumsal tablonun başka bir yüzünü
göstermektedir. Burada da yalnızca ahlaki yargılar üzerinden konuşmak yerine,
çocukların ve gençlerin istismar edilmesine, yoksulluk ve çaresizlik nedeniyle
insanların sömürülmesine, suç örgütlerinin oluşturduğu ağlara ve toplumun
kırılgan kesimlerinin korunmasına odaklanmak zorundayız.
Çocukların
korunması, hiçbir siyasi tartışmanın ve hiçbir günlük hesabın gerisine
bırakılamaz.
Diyarbakır’ın tarihiyle
övünmek elbette önemlidir.
Ancak bugün
bize düşen yalnızca geçmişimizi anlatmak değildir.
Asıl mesele, bugünün
çocuklarına nasıl bir gelecek bıraktığımızdır.
Arabamızı
koruduğumuz kadar çocuklarımızı da koruyabiliyor muyuz?
Tarihimizi
yaşattığımız kadar gençlerimize de umut verebiliyor muyuz?
Kültürümüzle
gurur duyduğumuz kadar çocuklarımızın güvenliğini de ortak bir mesele haline
getirebiliyor muyuz?
İşte asıl
sınavımız budur.
Çünkü toplumumuzun
geleceği yalnızca binalarda, yollarda ve yatırımlarda değildir.
Diyarbakır’ın
geleceği çocukların gözlerindedir.
Eğer
çocuklarımızı uyuşturucudan, suçtan, istismardan ve umutsuzluktan koruyamazsak,
bugün ne kadar büyük projeler yaparsak yapalım geleceğe eksik bir toplum bırakmış
oluruz.
Bu nedenle
artık birbirimize şu soruyu sormalıyız:
“Bu sorun
kimin sorunu?”
Cevap açıktır:
Hepimizin
sorunu.
Ve ikinci soru
daha önemlidir:
“Peki, biz
ne yapacağız?”
İşte bu yazı,
tam olarak bu soruya cevap aramak için kaleme alınmıştır.
Sorunu görmek
için değil yalnızca; çözüm üretmek için.
Suçlamak için
değil; sorumluluk almak için.
Korkuyu
büyütmek için değil; çocuklarımızın geleceğini yeniden güvence altına almak
için.
Çünkü artık Diyarbakır’ın
geleceğini konuşmanın zamanı gelmiştir.
Ve belki de
bugün söylememiz gereken en önemli söz şudur:
“Bir çocuğu kurtarmak yalnızca bir hayatı
değil, bir toplumun geleceğini kurtarmaktır.”

Yorumlar
Yorum Gönder