Diyarbakır’da
okulların açılmasıyla birlikte kent trafiğinde yaşanan yoğunluk ve karmaşa
artık günlük yaşamın en önemli sorunlarından biri haline geldi. Aslında
okulların kapalı olduğu dönemde de trafik sorunu vardı. Ancak okulların
açılmasıyla birlikte özellikle sabah ve akşam saatlerinde yaşanan yoğunluk,
trafiği içinden çıkılması zor bir keşmekeşe dönüştürüyor.
Belli
saatlerde trafiğe çıkmak adeta bir cesaret meselesi haline geliyor. İnsanlar
işine, okuluna veya evine ulaşmaya çalışırken yalnızca trafik yoğunluğuyla
değil, kurallara uymayan ve başkalarının hayatını tehlikeye atan sürücülerle de
mücadele etmek zorunda kalıyor.
En büyük
sorunlardan biri ise trafik kurallarına uyulmamasıdır. Kırmızı ışıkta geçmek,
hatalı sollama yapmak, şerit ihlali gerçekleştirmek, kavşakları kapatmak, yaya
geçitlerini dikkate almamak ve trafikte sürekli acele etmek artık sıradanlaşmış
davranışlar gibi görülmeye başlandı. Daha da düşündürücü olanı, bazı
sürücülerin trafik kameralarının bulunduğu noktalarda dahi kırmızı ışıkta
geçmekten çekinmemesidir.
İnsan ister
istemez şu soruyu soruyor: “Bu kadar rahat davranıldığına göre, trafik
kurallarını ihlal edenlere gerçekten gerekli denetim ve yaptırım uygulanıyor
mu?”
Çünkü
caydırıcı bir denetim olmadığı düşüncesi yaygınlaştığında, kurallara uyan
vatandaş kendisini adeta cezalandırılmış gibi hissediyor. Bir kişi kırmızı ışıkta
beklerken hemen yanından başka bir araç hiçbir şey olmamış gibi geçiyorsa,
kurallara uymanın toplumsal karşılığı da sorgulanmaya başlanıyor.
Bir başka
önemli sorun da keyfi park alışkanlığı. Bazı sürücüler araçlarını yolun
ortasına, kavşak girişine veya trafiğin akışını engelleyecek bir noktaya
bırakıyor. Ardından dörtlüleri yakıyor. Sanki dörtlüleri yakmak, aracın
istenilen yere park edilmesi için verilmiş özel bir izinmiş gibi...
Oysa
dörtlülerin yanması trafik kurallarını ortadan kaldırmıyor. Bir aracın
dörtlülerini yakması, o aracın trafiği engelleme hakkı olduğu anlamına
gelmiyor. Buna rağmen bu davranış kentimizin birçok noktasında giderek daha
fazla görülüyor.
Bazı sürücüler
ise yolda seyir halinde yalnızca kendileri varmış gibi hareket ediyor. Arkasındaki,
yanındaki veya karşısındaki araçları; yayaları, bisikletlileri, çocukları ve
yaşlıları düşünmeden hareket ediyorlar.
Oysa trafik
yalnızca araçlardan oluşmuyor. Trafik,
aynı yolu paylaşan insanların ortak yaşam alanıdır.
Bir sürücünün
yaptığı küçük bir kural ihlali, başka bir insanın hayatına mal olabilir. Birkaç
dakika kazanmak için kırmızı ışıkta geçmek, hatalı sollama yapmak veya
tehlikeli manevrada bulunmak, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir.
Diyarbakır
artık bu sorunu yalnızca “trafik yoğunluğu” olarak görmemelidir. Sorunun bir
boyutu elbette artan araç sayısı, yol kapasitesi, kavşakların düzenlenmesi,
otopark yetersizliği ve okul çevrelerindeki yoğunluktur. Ancak sorunun diğer ve
en önemli boyutlarından biri de trafik kültürü ve denetimdir.
Bu nedenle
özellikle okulların giriş ve çıkış saatlerinde okul çevrelerinde daha etkin
trafik düzenlemesi yapılmalıdır. Trafik ekiplerinin görünürlüğü artırılmalı,
kritik kavşaklar ve yoğun bölgelerde denetimler sıklaştırılmalı, kırmızı ışık
ihlalleri ve tehlikeli sürüş davranışları konusunda caydırıcı uygulamalar
hayata geçirilmelidir.
Aynı zamanda
yalnızca ceza kesmek de yeterli değildir. Trafik kültürünün geliştirilmesi için
çocuklardan yetişkinlere kadar toplumun bütün kesimlerine yönelik sürekli
bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır. Çünkü iyi trafik yalnızca iyi
yollarla değil, iyi trafik kültürüyle de oluşur.
Diyarbakır
büyüyen, gelişen ve nüfusu artan bir kenttir. Bu büyümeyle birlikte trafik
sorununun da büyümesine seyirci kalamayız. Bugün yaşanan yoğunluk yarın daha da
ağırlaşabilir. Bu nedenle sorun daha büyük hale gelmeden gerekli adımlar
atılmalıdır.
Bizler artık
aracımıza binerken “Acaba bugün trafikte ne yaşayacağım?” diye düşünmek
istemiyoruz. Arabamıza korkuyla değil, güvenle binmek; yola çıktığımızda eve
sağ salim döneceğimizi bilmek istiyoruz.
Diyarbakır
sokaklarında herkesin birbirine saygı gösterdiği, trafik kurallarının gerçekten
uygulandığı, yayaların kendisini güvende hissettiği ve sürücülerin başkalarının
yaşam hakkını kendi acelelerinin önüne koyduğu bir trafik düzenine ihtiyaç var.
Yetkililerden
beklentimiz açık:
Diyarbakır trafiği için artık daha etkili,
sürekli ve sonuç veren önlemler alınmalıdır.
Çünkü
trafik yalnızca ulaşım meselesi değildir.
Trafik, doğrudan insan hayatıyla ilgilidir.
Ve
biz artık Diyarbakır’da korkmadan yola
çıkmak, güvenle seyahat etmek ve evimize huzur içinde dönmek istiyoruz.

Yorumlar
Yorum Gönder