“PISA
bir aynadır; önemli olan aynadaki görüntüyü beğenmek değil, gördüğümüz
eksikleri gidermektir.”
Türkiye'nin
PISA 2025 sonuçlarında önceki döneme göre önemli bir ilerleme göstermesi,
eğitim kamuoyunda doğal olarak bir başarı göstergesi olarak değerlendirildi.
Ancak bu sonucu yalnızca “Türkiye yükseldi, o hâlde eğitim sistemimiz
başarılıdır” şeklinde yorumlamak ne kadar doğruysa, “Türkiye hâlâ dünyanın en
başarılı ülkeleri arasında değil, o hâlde başarısızız” demek de aynı ölçüde
eksik bir değerlendirmedir.
PISA
sonuçlarını değerlendirirken öncelikle sıralama
ile eğitim niteliği arasındaki farkı görmek gerekir.
PISA, 15
yaşındaki öğrencilerin matematik, fen ve okuma alanlarında sahip oldukları
bilgi ve becerileri gerçek yaşam problemlerinde kullanabilme düzeylerini
ölçmektedir. Dolayısıyla PISA önemli bir göstergedir; ancak bir ülkenin eğitim
sisteminin tamamını ölçen bir sınav değildir.
Türkiye'nin
2025 sonuçlarında önceki döneme göre yükselmesi kuşkusuz dikkate değer bir
gelişmedir. Özellikle öğrencilerin okuma ve fen becerilerindeki performansının
OECD ortalamasıyla karşılaştırıldığında olumlu bir noktaya gelmesi, eğitim
sisteminin bazı alanlarda ilerleme kaydettiğini göstermektedir.
Ancak burada
asıl sorulması gereken soru şudur:
Türkiye yükseldi mi, yoksa diğer ülkeler gerilediği için mi Türkiye'nin
sıralaması yükseldi?
Bu sorunun
cevabı, PISA sonuçlarının doğru yorumlanması açısından son derece önemlidir.
Bir başka
önemli konu ise puan ile sıra
arasındaki farktır. Bir ülkenin sıralamada yükselmesi her zaman
öğrencilerinin daha fazla öğrendiği anlamına gelmez. Çünkü sıralamalar diğer
ülkelerin performansından da etkilenir. Bu nedenle Türkiye'nin başarısını
değerlendirirken yalnızca “kaçıncı olduk?” sorusuna değil, “kaç puan aldık, hangi alanlarda geliştik ve
öğrencilerimizin hangi becerileri güçlendi?” sorularına da bakmak
gerekir.
Türkiye'nin
PISA'da yükselmesini küçümsemek doğru değildir. Çünkü eğitimde herhangi bir
yükseliş, öğrencilerin ve öğretmenlerin emeğinin sonucudur. Bu nedenle elde
edilen sonuç önemli bir başarı
göstergesidir.
Fakat bunu
eğitim sistemimizin bütün sorunlarının çözüldüğünün kanıtı olarak görmek de
doğru değildir.
Türkiye'nin
eğitim sisteminde hâlâ; öğrenciler arasındaki fırsat eşitsizlikleri, okul
türleri arasındaki farklılıklar, bölgesel eğitim farklılıkları, öğretmen
niteliği ve çalışma koşulları, ezbere dayalı öğrenme alışkanlıkları, eleştirel
ve yaratıcı düşünme becerilerinin geliştirilmesi, okuma kültürünün
güçlendirilmesi gibi önemli sorunlar bulunmaktadır.
Bu nedenle
PISA 2025'i bir sonuçtan çok bir işaret
olarak okumak gerekir.
Bu işaret bize
şunu söylüyor: Doğru adımlar atıldığında
Türkiye'nin öğrencileri daha yüksek performans gösterebilmektedir.
Şimdi
yapılması gereken, bu yükselişin nedenlerini doğru analiz etmek ve elde edilen
kazanımları kalıcı hâle getirmektir.
Türkiye'nin
yeni eğitim yaklaşımı açısından PISA sonuçlarının ayrıca değerlendirilmesi
gerekir.
Türkiye
Yüzyılı Maarif Modeli; bilgi aktarımının yanında beceri, değer, düşünme,
problem çözme ve okuryazarlık alanlarını daha fazla öne çıkarmayı
hedeflemektedir.
PISA'nın da
öğrencilerin yalnızca bilgiyi bilip bilmediğine değil, bilgiyi kullanabilme, yorumlayabilme, problem çözebilme ve gerçek yaşam
durumlarına uygulayabilme becerilerine önem vermesi, iki yaklaşım
arasında önemli bir kesişim noktası oluşturmaktadır.
Ancak burada
aceleci davranmamak gerekir. ISA 2025'te değerlendirilen öğrencilerin büyük
bölümü, Maarif Modeli'nin bugünkü uygulamalarının ürünü değildir. Bu nedenle
2025 sonuçlarını doğrudan Maarif Modeli'nin başarısı veya başarısızlığı olarak
değerlendirmek bilimsel açıdan doğru olmaz. Maarif Modeli'nin gerçek
sonuçlarını görmek için önümüzdeki PISA döngülerinin yanı sıra ulusal ve
uluslararası başka göstergeleri de birlikte değerlendirmek gerekir.
Eğitim
sisteminin başarısını yalnızca PISA sıralamasıyla ölçmek doğru değildir. Bir
eğitim sisteminin gerçek başarısı;
düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen, sorun çözebilen, bilimsel yaklaşımı
benimseyen, farklılıklara saygı gösterebilen ve toplumsal sorumluluk taşıyan
bireyler yetiştirebilmesiyle ölçülmelidir.
PISA bize
önemli bir ayna tutmaktadır. Fakat aynada gördüğümüz yalnızca üç alanın
fotoğrafıdır. Eğitim sisteminin tamamını görebilmek için daha geniş bir
fotoğrafa ihtiyaç vardır.
Bu nedenle
Türkiye'nin PISA 2025 performansına benim yaklaşımım şudur: Türkiye başarısız değildir. Aksine, önceki
döneme göre önemli bir ilerleme göstermiştir. Ancak bu başarı, rehavete
kapılmak için değil, daha büyük hedefler koymak için kullanılmalıdır.
23.olmak ya da
belirli alanlarda daha üst sıralara çıkmak elbette değerlidir. Fakat eğitimde
asıl hedef “kaçıncı olduk?” sorusundan
“nasıl bir insan yetiştiriyoruz?”
sorusuna geçebilmektir.
Türkiye'nin
önünde şimdi daha önemli bir görev bulunmaktadır: PISA’daki yükselişi kalıcı bir eğitim reformuna dönüştürmek.
Çünkü bir sınavda yükselmek güzel bir sonuçtur; fakat iyi bir eğitim sistemi kurmak, yıllar boyunca sürdürülebilen bir
başarıdır.
PISA 2025 Türkiye için ne bir zafer ilanıdır
ne de bir başarısızlık belgesidir. O, eğitim sistemimizin nerede olduğunu
gösteren önemli bir göstergedir. Bu göstergeyi doğru okursak, geçmişin eksiklerini
görür ve geleceğin eğitimini daha sağlam kurabiliriz. Asıl başarı, sıralamada yükselmek değil; her çocuğun nitelikli eğitim
alma hakkını güvence altına alarak ülkenin geleceğini yükseltmektir.

Yorumlar
Yorum Gönder