“Kitabın
değerini fuarın kalabalığı değil, toplumun onunla kurduğu bağ belirler; okuyan
toplum geleceğini de yeniden yazar.”
Diyarbakır
Kitap Fuarı bu yıl beklenen ilgiyi görmedi. Salonların, stantların ve
kitapların bulunduğu böylesine önemli bir kültür buluşmasında ziyaretçi
sayısının beklentilerin altında kalması, üzerinde düşünülmesi gereken bir
durumdur.
Mesele
yalnızca bir kitap fuarının yeterince ziyaret edilmemesi değildir. Asıl
üzerinde durulması gereken soru şudur:
İnsanlarımız neden kitaptan, okumaktan ve kitap fuarlarından giderek
uzaklaşıyor?
Bu sorunun tek
bir cevabı yoktur. Günümüzde ekonomik koşullar insanların kültürel
harcamalarını doğrudan etkiliyor. Hayat pahalılığı, kitap fiyatlarının
yükselmesi ve insanların önceliklerini temel ihtiyaçlara yöneltmesi, kitaba
ayrılan bütçeyi azaltabiliyor. Ancak fuara gitmenin her zaman kitap satın almak
anlamına gelmediğini de düşünürsek, ekonomik nedenlerin yanında başka
sorunların da bulunduğu açıktır.
Bir başka
önemli mesele okuma kültürünün
zayıflamasıdır. Çocukların ve gençlerin kitapla ilişkisi giderek
değişiyor. Telefonlar, sosyal medya, kısa videolar ve sürekli akan dijital
içerikler insanların dikkat sürelerini ve bilgiye ulaşma biçimlerini
dönüştürüyor. Eskiden bir kitabın başına oturup saatlerce okumak doğal bir
alışkanlıkken, bugün birçok insan birkaç dakikalık içeriklerle yetinebiliyor.
Bu durum
yalnızca çocukları ve gençleri ilgilendiren bir sorun da değildir.
Yetişkinlerin de önemli bir bölümü yoğun çalışma hayatı, ekonomik sorunlar,
aile sorumlulukları ve günlük yaşamın koşuşturması içerisinde kitap okumaya
yeterince zaman ayıramıyor.
Dolayısıyla
kitap fuarlarının geleceğini yalnızca “insanlar neden fuara gelmedi?” sorusuyla
değerlendirmek yeterli değildir. İnsanların
kitapla ilişkisini nasıl yeniden güçlendirebiliriz? sorusunu sormamız gerekir.
Kitap fuarları
da kendisini bu değişime göre yeniden düşünmek zorundadır. Bir fuar yalnızca
yayınevlerinin stant açtığı ve kitap sattığı bir alan olmamalıdır. Yazar
buluşmaları, söyleşiler, çocuk etkinlikleri, atölyeler, gençlik programları,
öğretmen buluşmaları, edebiyat tartışmaları ve kültürel etkinliklerle
insanların fuara gelmesi için güçlü nedenler oluşturulmalıdır.
Özellikle
gençler açısından kitap fuarı bir “kitap satın alma yeri” olmaktan çıkarılıp bir kültür ve düşünce buluşması haline
getirilebilir.
Diyarbakır
açısından ise bunun ayrı bir anlamı vardır. Diyarbakır yalnızca bir şehir
değil, aynı zamanda farklı dillerin, kültürlerin ve edebiyatların buluştuğu
önemli bir kültür merkezidir. Bu nedenle fuarda Türkçe kitapların yanı sıra
Kürtçe kitapların da görünürlüğünün ve okuyucu ile buluşmasının güçlü olması
beklenir.
Fakat Kürtçe
kitapların da yeterli ilgiyi görmemesi ayrıca düşünülmelidir. Burada sorun
yalnızca Kürtçe kitapların okunmaması değildir. Daha geniş bir mesele söz
konusudur: Kürtçe okuma
kültürünün geliştirilmesi.
Kürtçe konuşan
bir toplumda Kürtçe kitapların yeterince okunmaması; eğitim dili, okuma
alışkanlığı, yayıncılık, kitapların erişilebilirliği, çocuk kitaplarının
yeterliliği ve Kürtçe yazılı kültürle kurulan ilişkinin zayıflığı gibi birçok
faktörle birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle
Kürtçe kitapların fuarda yeterince ilgi görmemesini yalnızca okuyucunun
ilgisizliği olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Aynı zamanda
şu soruları da sormak gerekir:
Kürtçe kitaplar çocuklarla ne kadar
buluşuyor?
Gençler için yeterince Kürtçe kitap
üretiliyor mu?
Kürtçe kitapların tanıtımı yeterince
yapılıyor mu?
Kürtçe kitaplara okul ve kütüphanelerde ne
kadar ulaşılabiliyor?
Kürtçe yayıncılık, dijital dünyanın değişen
okuma alışkanlıklarına ne kadar uyum sağlayabiliyor?
Bunlar
cevaplanmadan yalnızca “Kürtçe kitaplar okunmuyor” demek sorunun kendisini
açıklamaz.
Aslında genel
kitap okuma kültürü ile Kürtçe kitap okuma kültürü birbirinden tamamen ayrı
sorunlar değildir. Genel olarak kitapla ilişkimiz zayıflıyorsa, bunun Kürtçe
kitaplara da yansıması kaçınılmazdır. Fakat Kürtçe açısından buna ek olarak dil
ve eğitimle ilgili tarihsel ve güncel koşulların da değerlendirilmesi gerekir.
Bu
nedenle Diyarbakır Kitap Fuarı'nın düşük ilgisi bir uyarı olarak görülmelidir.
Yayınevleri
daha nitelikli ve farklı yaş gruplarına hitap eden yayınlar üretmeli; fuar
organizasyonları daha güçlü etkinlikler düzenlemeli; okullar ve kütüphaneler
öğrencileri kitapla daha fazla buluşturmalı; aileler çocukların okuma
alışkanlığını desteklemeli; yerel yönetimler ve kültür kurumları okuma
kültürünü güçlendirecek çalışmalar yapmalıdır.
Ve en
önemlisi, toplum olarak kitabı yalnızca sınavlarda, akademik çalışmalarda veya
zorunluluk nedeniyle başvurulan bir araç olmaktan çıkarmalıyız.
Kitap bir ihtiyaçtır.
Çünkü kitap yalnızca bilgi vermez; insanın dünyasını genişletir, düşünme
biçimini geliştirir, başka insanların hayatlarını anlamamızı sağlar ve toplumun
hafızasını geleceğe taşır.
Bu
nedenle Diyarbakır Kitap Fuarı'nda yaşanan düşük katılımı yalnızca
organizasyonun başarısı veya başarısızlığı üzerinden tartışmak eksik olur.
Asıl
mesele daha büyüktür: Neden toplum
olarak kitaptan uzaklaşıyoruz?
Ve
bundan daha önemlisi: Kitabı yeniden
hayatımızın merkezine nasıl taşıyabiliriz?
Kürtçe
kitapların gördüğü ilgi de bu büyük tablonun önemli bir parçasıdır. Çünkü bir
toplumun kültürel zenginliği, yalnızca kitapların yazılmasıyla değil, o
kitapların okunmasıyla yaşar.
Bugün
fuarlara daha fazla insanın gelmesini istiyorsak, önce evlerde, okullarda,
kütüphanelerde ve yaşamın içinde kitaba yeniden yer açmalıyız.
Çünkü
kitap fuarları toplumun okuma kültürünü
yaratmaz; var olan okuma kültürünün aynasıdır.
O
aynada gördüğümüz tabloyu değiştirmek istiyorsak, yalnızca fuarı değil,
toplumun kitapla kurduğu ilişkiyi değiştirmemiz gerekir.

Yorumlar
Yorum Gönder