“Bir okulun gerçek başarısı,
yalnızca yetiştirdiği başarılı öğrencilerle değil, çocuklarına kendilerini ne
kadar güvende, özgür ve değerli hissettirdiğiyle ölçülür.”
Okul, yalnızca çocukların
ders öğrendiği, sınavlara hazırlandığı ve diploma almak için yıllarını
geçirdiği bir yer değildir. Okul, aynı zamanda insanın kendisini tanıdığı,
başkalarıyla ilişki kurmayı öğrendiği, farklılıklara saygı duymayı
deneyimlediği ve hayata hazırlandığı bir yaşam alanıdır. Bu nedenle güvenli
okul iklimi, eğitim sisteminin göz ardı edilemeyecek temel meselelerinden
biridir.
Peki,
Türkiye’deki okulların bugünkü koşullarını düşündüğümüzde, her öğrencinin
kendisini güvende, değerli ve ait hissettiği bir okul ortamı oluşturmak
gerçekten mümkün müdür?
Bu soruya
yalnızca iyimserlikle ya da karamsarlıkla cevap vermek yeterli değildir. Çünkü
okullarımızda bir yandan öğrencilerinin geleceği için emek veren öğretmenler,
çocuklarının iyi bir eğitim almasını isteyen aileler ve öğrenme heyecanını
korumaya çalışan öğrenciler vardır. Diğer yandan kalabalık sınıflar, fiziksel
olanakların yetersizliği, sınav baskısı, akran zorbalığı, ekonomik
eşitsizlikler ve öğrencilerin duygusal ihtiyaçlarının zaman zaman geri planda kalması
gibi sorunlarla karşı karşıyayız.
Bu koşullar,
güvenli okul ikliminin önünde önemli engeller oluşturmaktadır. Ancak bu
engeller, böyle bir iklimin kurulamayacağı anlamına gelmez. Asıl mesele,
sorunları görmezden gelmeden, bunları birlikte çözmeye yönelik bir irade ve
anlayış geliştirebilmektir.
Çünkü güvenli okul, yalnızca şiddetin
yaşanmadığı okul değildir. Güvenli okul, öğrencinin korkmadan konuşabildiği,
hata yaptığında aşağılanmadığı, farklı düşündüğünde dışlanmadığı ve bir sorun
yaşadığında kendisini yalnız hissetmediği okuldur.
Sınıfta söz
almak isteyen bir öğrenci, arkadaşlarının kendisiyle alay edeceğinden
korkuyorsa; bir çocuk uğradığı zorbalığı öğretmenine anlatmaya çekiniyorsa; bir
öğrenci dili, kültürü, kimliği ya da ekonomik koşulları nedeniyle kendisini
diğerlerinden daha değersiz hissediyorsa, o okulda gerçek anlamda güvenli bir
iklimden söz edebilir miyiz?
Belki okulun
duvarları sağlamdır, kapıları kilitlidir ve bahçesinde herhangi bir tehlike
görünmüyordur. Fakat çocuğun iç dünyasında korku, yalnızlık ve dışlanma varsa
güvenlik anlayışımızı yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü çocukların güvenliği
yalnızca bedenlerinin korunmasıyla değil, onurlarının, duygularının ve
kendilerini ifade etme haklarının korunmasıyla da ilgilidir.
Türkiye’de güvenli
okul ikliminin önündeki sorunları aşmak için öncelikle okula bakışımızı
değiştirmeliyiz. Eğitimi yalnızca ders programlarının tamamlanması, sınav
sonuçlarının yükseltilmesi ve akademik başarıyla sınırlı görmemeliyiz. Elbette
akademik başarı önemlidir. Ancak başkalarının acısını anlayamayan,
farklılıklara tahammül edemeyen, sorunlarını şiddetle çözmeye çalışan bir
insanın yetişmesine neden olan eksiklikleri de sorgulamalıyız.
Bir okulda
başarı ile güven birbirinden ayrı düşünülemez. Kendini güvende hissetmeyen bir
öğrencinin öğrenmeye, soru sormaya ve potansiyelini ortaya koymaya ne kadar
açık olabileceğini hesaba katmalıyız.
Bunun için
öncelikle öğrencileri dinlemeyi öğrenmeliyiz. Çocukların düşüncelerini
açıklayabildiği, yaşadıkları sorunları anlatabildiği ve karar alma süreçlerine
katılabildiği ortamlar oluşturmalıyız. Öğrenciyi yalnızca kurallara uyması
beklenen bir kişi olarak değil, okul yaşamının hak sahibi bir öznesi olarak
görmeliyiz.
Öğretmenlerin
rolü de burada büyük önem taşımaktadır. Bir öğretmenin öğrencisini dinlemesi,
ona adil davranması, hatasını kişiliğiyle özdeşleştirmemesi ve zorbalık
karşısında sessiz kalmaması, çocuğun okul deneyiminde önemli bir fark
yaratabilir. Ancak öğretmenlerden bütün sorunları tek başlarına çözmelerini beklemek
de gerçekçi değildir. Öğretmenlerin zaman, mesleki destek, rehberlik hizmetleri
ve uygun çalışma koşullarıyla güçlendirilmesi gerekir.
Okul
yönetimleri, aileler ve eğitim politikalarını belirleyen kurumlar da bu
sorumluluğun parçasıdır. Zorbalığa karşı etkili önlemler alınmalı, ayrımcılık
önlenmeli, öğrencilerin şikâyetlerini güvenle iletebilecekleri mekanizmalar
kurulmalı ve sorunlar ortaya çıktığında yalnızca cezalandırmaya değil, zararı
gidermeye ve ilişkileri onarmaya da önem verilmelidir. Bununla birlikte şiddet
ve istismar gibi durumlarda öğrencinin korunması ve gerekli resmî süreçlerin
işletilmesi öncelikli olmalıdır.
Güvenli okul
iklimi oluşturmak, farklılıkların yok sayıldığı bir ortam yaratmak da değildir.
Tam tersine, farklılıkların bir tehdit olarak görülmediği, herkesin eşit
haklara sahip olduğunun kabul edildiği bir okul kültürü geliştirmektir.
Çocukların farklı düşüncelere, dillere, kültürlere ve yaşam deneyimlerine sahip
olabileceğini kabul etmek; birlikte yaşamanın temelini oluşturan saygıyı
güçlendirmektir.
Elbette bütün
bunlar bir günde gerçekleşmeyecektir. Yıllar içinde oluşmuş alışkanlıkları
değiştirmek, eğitimdeki yapısal sorunları aşmak ve kurumlar arasında ortak bir
anlayış geliştirmek zaman alacaktır. Fakat değişimin zor olması, başlamamak
için bir gerekçe olamaz. Her okul kendi koşullarını değerlendirebilir,
öğrencilerinin sesine kulak verebilir ve atabileceği somut adımları
belirleyebilir.
Unutmamalıyız
ki bir çocuğun okulda yaşadığı küçük bir aşağılanma, onun kendisine duyduğu güveni
zedeleyebilir. Buna karşılık bir öğretmenin onu dikkatle dinlemesi, bir
arkadaşının yanında durması veya okul yönetiminin adil davranması, çocuğun
dünyasında büyük bir anlam taşıyabilir.
Güvenli okul
iklimi, yalnızca eğitim kurumlarının yerine getirmesi gereken teknik bir görev
değildir. Aynı zamanda nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizle ilgili bir
meseledir. Çocuklarımıza bugün birbirlerini dinlemeyi, farklılıklara saygı
göstermeyi, çatışmaları konuşarak çözmeyi ve adalet duygusuyla hareket etmeyi öğretebilirsek,
yarının toplumunda da daha güçlü bir dayanışmanın temelini atabiliriz.
Türkiye’de
güvenli okul iklimi oluşturmak mümkündür; ancak bunun için sorunu yalnızca
öğrencilerin davranışlarında aramak yerine eğitim sisteminin bütününü
değerlendirmeli, öğretmenleri desteklemeli, aileleri sürece katmalı ve
çocukların haklarını merkeze almalıyız.
Çünkü
bir okulun gerçek niteliği, yalnızca kaç öğrencisinin sınavlarda başarılı
olduğuyla değil, kaç öğrencisinin kendisini değerli hissettiğiyle de anlaşılır.
Çocukların korkmadan konuşabildiği,
dışlanmadan yaşayabildiği ve umutla geleceğe bakabildiği okullar kurmak,
yalnızca eğitimin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Yorumlar
Yorum Gönder