Diyarbakır’ın Sorunu Yalnızca Kentleşme Değil, Kentlileşme Sorunudur

“Bir kenti güzelleştiren yalnızca binaları, caddeleri ve parkları değildir; o kentte yaşayan insanların birbirine, ortak yaşama ve kente duyduğu saygıdır.”

Diyarbakır’ın sorunlarını konuşurken çoğu zaman yolların bozukluğundan, trafiğin yoğunluğundan, kaldırımların işgal edilmesinden, sokaklara atılan çöplerden ve apartmanlarda yaşanan komşuluk sorunlarından söz ediyoruz. Bunların çözümü için belediyelerin daha fazla çalışmasını, denetimlerin artırılmasını ve yeni düzenlemeler yapılmasını istiyoruz. Elbette bunların hepsi gereklidir. Ancak bütün bu sorunların altında yatan daha derin bir meseleye de dikkat çekmemiz gerekiyor: Kent kültürünün ve kentlilik bilincinin yeterince gelişmemiş olması. Çünkü kentte yaşamak ile kentli olmak aynı şey değildir.

Kentli olmak, yalnızca bir apartman dairesinde oturmak, bir iş yerinin sahibi olmak ya da kentin nüfusuna kayıtlı olmak değildir. Kentli olmak; ortak yaşamın kurallarını benimsemek, başkasının hakkına saygı göstermek, kamusal alanı kendi evinin bir uzantısı gibi korumak ve birlikte yaşamanın sorumluluğunu taşımaktır.

Sokağa çöp atmamak, kaldırımın yayalara ait olduğunu bilmek, aracını başkasının geçişini engellemeyecek şekilde park etmek, apartmanda komşusunun dinlenme hakkına saygı göstermek, gece geç saatlerde çevresini rahatsız etmemek... Bunlar basit davranışlar gibi görünse de aslında bir toplumun kentlilik kültürünü gösteren temel ölçütlerdir.

Bir insanın kendi evini temiz tutarken yaşadığı sokağı kirletmesi, kendi rahatını düşünürken başkasının yaşam alanını daraltması, ortak kullanım alanlarını sahipsiz görmesi önemli bir toplumsal çelişkidir. Oysa kent, yalnızca içinde yaşadığımız mekân değil, birlikte kurduğumuz ortak yaşam alanıdır.

Bu sorunların bir gecede, birkaç belediye kararıyla veya yalnızca cezai yaptırımlarla çözülemeyeceği açıktır. Çünkü davranışlar alışkanlıklarla, alışkanlıklar kültürle, kültür ise eğitim ve toplumsal etkileşimle şekillenir.

İşte tam da bu nedenle Diyarbakır’da bir SOSYOLOJİK SEFERBERLİK başlatılmalıdır. Bu seferberliğin merkezinde sosyologlar yer almalıdır. Çünkü kentlilik bilincinin nasıl geliştirileceği, toplumsal davranışların nasıl değiştirileceği, ortak yaşam kültürünün nasıl oluşturulacağı ve kent sakinlerinin bu sürece nasıl katılacağı sosyolojinin doğrudan çalışma alanıdır.

Mahalle mahalle, sokak sokak, apartman apartman toplumsal yaşamın sorunları araştırılmalı; insanların kentle kurduğu ilişki, ortak alanları kullanma biçimleri ve komşuluk kültürü incelenmelidir. Sorunlar yalnızca tespit edilmemeli, her mahallenin kendi sosyal yapısına uygun çözüm modelleri geliştirilmelidir.

Okullarda çocuklara erken yaşta kentlilik bilinci kazandırılmalı; yetişkinlere yönelik mahalle eğitimleri düzenlenmeli; apartmanlarda komşuluk ve ortak yaşam kültürü geliştirilmeli; esnafla, gençlerle, kadınlarla, mahalle sakinleriyle ve yerel yönetimlerle birlikte çalışmalar yürütülmelidir.

Bu süreçte belediyeler, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve mahalle meclisleri ortak hareket etmelidir. Sosyologlar bu çalışmaların bilimsel zeminini oluşturmalı, toplumsal değişimi izlemeli ve sonuçlarını değerlendirmelidir.

Elbette kentlilik bilinci yalnızca vatandaşa sorumluluk yüklemekle gelişmez. Belediyelerin de temiz, güvenli, erişilebilir ve düzenli kamusal alanlar oluşturması gerekir. Kaldırımların gerçekten yayalara ait olduğu, trafik düzeninin sağlandığı, yeşil alanların korunduğu ve kamusal hizmetlerin eşit sunulduğu bir kent anlayışı geliştirilmelidir. Çünkü kentli olmak bir sorumluluksa, kent yönetmek de bir sorumluluktur.

Diyarbakır'ın tarihsel birikimi, kültürel zenginliği ve toplumsal hafızası, kentlilik kültürünün geliştirilmesi için önemli bir potansiyel taşımaktadır. Bu potansiyeli harekete geçirmek, yalnızca fiziki yatırımlarla değil, insanı ve toplumu merkeze alan bir anlayışla mümkündür.

Artık Diyarbakır'da yalnızca yolları, binaları ve kaldırımları değil, toplumsal yaşamı da yeniden düzenlemeyi konuşmalıyız. Daha temiz sokaklar, daha saygılı komşuluk ilişkileri, daha güvenli trafik, daha yaşanabilir mahalleler ve birbirinin hakkını gözeten bir toplum için ortak bir irade ortaya koymalıyız.

Bilinmelidir ki kentler yalnızca betonla inşa edilmez. Kentler, insanların birbirine gösterdiği saygıyla, paylaştığı sorumlulukla ve birlikte yaşama kültürüyle inşa edilir.

Diyarbakır'ın ihtiyacı yalnızca fiziki bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir dönüşümdür. Bunun yolu ise bilimsel bilgiye, toplumsal eğitime ve sosyologların öncülüğünde yürütülecek kapsamlı bir kentlilik seferberliğine ihtiyaç duymaktadır.

Sosyologlar göreve çağrılmalı, Diyarbakır'da kentlilik bilinci için toplumsal bir çalışma başlatılmalıdır. Çünkü daha yaşanabilir bir Diyarbakır, önce birlikte yaşamanın kültürünü öğrenmekle mümkündür.

 

Yorumlar