Uyuşturucuyla Mücadele, Ahlaki Toplumun Ortak Sorumluluğudur

“Ahlaki toplum, insanı yalnız bırakmayan; acısını paylaşan, yarasını saran ve geleceğini birlikte kurandır.”

Ahlaki toplum, yalnızca belirli kurallara uyan veya geleneklerini sürdüren insanların oluşturduğu bir topluluk değildir. Ahlaki toplum; insanı merkeze alan, adaleti, eşitliği, özgürlüğü, dayanışmayı, vicdanı ve karşılıklı sorumluluğu temel alan bir yaşam anlayışıdır. Böyle bir toplumda bireyler yalnızca kendi çıkarlarını düşünmez; başkalarının yaşamını, onurunu, mutluluğunu ve geleceğini de kendi sorumluluklarının bir parçası olarak görür.

Ahlaki toplumun temelinde insanın insana karşı sorumluluğu vardır. Çocukların korunması, gençlerin geleceğe umutla bakabilmesi, kadınların ve erkeklerin eşit koşullarda yaşayabilmesi, yaşlıların yalnız bırakılmaması ve hiçbir insanın yoksulluk, dışlanma ya da çaresizlik nedeniyle toplumdan kopmaması bu sorumluluğun parçalarıdır. Çünkü ahlak, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğru olanı toplumsal yaşamda hayata geçirmektir.

Ahlaki toplum, sorunlar ortaya çıktıktan sonra onları cezalandırmakla yetinmez; sorunları doğuran koşulları da sorgular. Yoksulluğu, işsizliği, eğitimsizliği, ayrımcılığı, şiddeti, umutsuzluğu ve toplumsal yabancılaşmayı görmezden gelmez. İnsanları suçlamadan önce onların hangi koşullarda yaşadığını anlamaya çalışır. Bireysel sorumluluğu kabul ederken toplumsal sorumluluğu da ihmal etmez.

Bu açıdan ahlaki toplum, yalnızca bireylerin iyi niyetine dayanan bir yapı değil; insan onurunu koruyan, adaleti gözeten, ortak yaşamı güçlendiren ve herkesin kendisini değerli hissetmesini sağlayan bir toplumsal ilişkiler bütünüdür.

 “Uyuşturucuyla mücadele ahlaki toplumun derdidir” ifadesi, uyuşturucu sorununu yalnızca güvenlik, suç ve bireysel tercih meselesi olarak görmeyen önemli bir yaklaşımı ifade eder. Bu cümleye göre uyuşturucuyla mücadele, toplumun insan yaşamına, gençlerin geleceğine ve ortak değerlerine sahip çıkma sorumluluğudur.

Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı, bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığını etkileyebildiği gibi aile ilişkilerini, eğitim yaşamını, ekonomik koşullarını ve toplumsal bağlarını da derinden etkileyebilir. Bağımlılık sorunu yaşayan bir insanın yaşamında yalnızca kendisinin değil, ailesinin ve çevresinin de çeşitli güçlüklerle karşılaşması mümkündür. Bu nedenle uyuşturucu sorunu, tek bir insanın yaşamına indirgenemeyecek kadar kapsamlı bir toplumsal meseledir.

Ancak uyuşturucuyla mücadeleyi ahlaki toplumun sorumluluğu olarak değerlendirmek, bağımlılık yaşayan insanları ahlaksız veya iradesiz olarak damgalamak anlamına gelmez. Tam tersine, ahlaki yaklaşım insanı bağımlılıkla özdeşleştirmemeyi gerektirir. Bağımlılık, sağlık, psikoloji, sosyal çevre ve yaşam koşullarıyla ilişkili karmaşık bir sorundur. Bu sorunla mücadelede insanları aşağılamak, dışlamak ve yalnızlaştırmak yerine onları anlamak, tedaviye erişimlerini kolaylaştırmak ve yeniden toplumsal yaşama katılmalarını desteklemek gerekir.

Çünkü insanı dışlayan bir yaklaşım, çoğu zaman sorunun daha da derinleşmesine yol açabilir. Oysa insanı koruyan, destekleyen ve ona yeniden bir yaşam kurma imkânı sunan yaklaşım, hem bireyin hem de toplumun güçlenmesine katkı sağlar.

Uyuşturucuyla mücadelenin en önemli boyutlarından biri gençlerin korunmasıdır. Gençlik, bir toplumun yalnızca geleceği değil, aynı zamanda bugünkü enerjisi, yaratıcılığı ve değişim gücüdür. Gençlerin eğitimden uzaklaşması, işsizlikle karşılaşması, kendilerini değersiz hissetmesi, şiddet ortamlarında yaşaması veya geleceğe ilişkin umutlarını kaybetmesi, onları çeşitli risklerle karşı karşıya bırakabilir. Elbette bu koşulları yaşayan her genç uyuşturucuya yönelmez; ancak koruyucu sosyal imkânların yetersizliği bazı riskleri artırabilir.

Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele yalnızca sokakta yapılan operasyonlarla veya yasaklarla sınırlandırılmamalıdır. Nitelikli eğitim, erişilebilir sağlık hizmetleri, kültür ve sanat faaliyetleri, spor olanakları, mesleki eğitim, istihdam ve gençlerin karar süreçlerine katılımı da mücadelenin önemli parçalarıdır.

Gençlere yalnızca ne yapmamaları gerektiğini söylemek yeterli değildir. Onlara nasıl bir yaşam kurabileceklerini göstermek, yeteneklerini geliştirebilecekleri alanlar açmak, kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar yaratmak ve geleceklerine ilişkin gerçekçi umutlar sunmak gerekir.

Bir gencin kendisini yalnız hissetmediği, düşüncelerine değer verildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve toplumun eşit bir üyesi olduğunu bildiği bir ortamda koruyucu toplumsal bağlar güçlenir. Dolayısıyla uyuşturucuyla mücadele, aynı zamanda gençlerin eğitim, özgürlük, dayanışma ve yaşam hakkını savunma mücadelesidir.

Uyuşturucuyla mücadele yalnızca ailelerin, eğitimcilerin, sağlık çalışanlarının veya güvenlik kurumlarının sorumluluğuna bırakılamaz. Bu mücadele, farklı kurumların ve toplumsal kesimlerin iş birliğini gerektirir.

Aileler çocuklarıyla güvene dayalı ilişkiler kurmalı; korkutma ve cezalandırma yerine iletişime, anlayışa ve desteğe önem vermelidir. Eğitim kurumları öğrencileri yalnızca akademik başarıları üzerinden değerlendirmemeli; onların sosyal, duygusal ve kişisel gelişimlerini de desteklemelidir. Sağlık kurumları bağımlılık yaşayan kişilere bilimsel ve erişilebilir tedavi hizmetleri sunmalıdır. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ise gençlerin sosyal yaşama katılabileceği, dayanışmayı geliştirebileceği ve kendilerini güvende hissedebileceği alanlar oluşturmalıdır.

Bunun yanında uyuşturucu ticaretinden çıkar sağlayan suç ağlarıyla hukuka uygun ve etkili biçimde mücadele edilmesi de önemlidir. İnsanları bağımlılığa sürükleyen mekanizmalarla mücadele etmek, bağımlılık yaşayan bireylere sağlık ve sosyal destek sunmak kadar gereklidir.

Burada temel ayrım şudur: Bağımlılık sorunu yaşayan insanı toplumun dışına itmek yerine onun iyileşmesini desteklemek; insanları istismar eden, bağımlılıktan kazanç sağlayan ve başkalarının yaşamını tehlikeye atan yapılarla ise kararlılıkla mücadele etmek gerekir.

Ahlaki toplum, sorumluluk ile merhameti, adalet ile dayanışmayı birbirine karşıt görmez. Bunları birlikte hayata geçirir.

Bir toplumun ahlaki niteliği, yalnızca savunduğu değerlerle değil, zor durumda kalan insanlara nasıl davrandığıyla da anlaşılır. Bağımlılık yaşayan bir insanı aşağılamak, ailesini suçlamak veya onu toplumsal yaşamdan uzaklaştırmak kolaydır. Zor olan, sorunun nedenlerini anlamak, çözüm üretmek ve insanın yeniden ayağa kalkmasına destek olmaktır.

Ahlaki toplum, hataları görmezden gelen bir toplum değildir. Aksine, yanlışlarla mücadele ederken insan onurunu koruyan bir toplumdur. Sorumluluğu ortadan kaldırmadan destek sunar; adaletten vazgeçmeden merhamet gösterir; sorunları gizlemek yerine onları çözmek için ortak irade oluşturur.

Uyuşturucuyla mücadelede de bu yaklaşım belirleyici olmalıdır. Bilimsel bilgiye dayalı önleme çalışmaları, erken destek, etkili tedavi, toplumsal dayanışma ve yeniden topluma kazandırma uygulamaları bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bağımlılık yaşayan kişilerin yardım istemekten korkmadığı, ailelerin destek alabildiği ve gençlerin kendilerini güvende hissettiği bir toplumsal ortam yaratılmalıdır.

Çünkü mücadele, yalnızca uyuşturucunun varlığına karşı değil; insanı yalnızlaştıran, umutsuzluğa sürükleyen ve yaşamla bağlarını zayıflatan koşullara karşı da yürütülmelidir.

 “Uyuşturucuyla mücadele ahlaki toplumun derdidir” ifadesi, toplumun kendi geleceğine karşı sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Bu sorumluluk, yalnızca tehlikeyi fark etmekle değil, tehlikenin karşısında ortak bir yaşam iradesi geliştirmekle yerine getirilebilir.

Ahlaki toplum, gençlerini kaybettikten sonra üzülen değil, onları korumak için önceden sorumluluk alan toplumdur. Bağımlılık yaşayan insanları suçlayarak uzaklaştıran değil, iyileşmeleri ve yaşamlarını yeniden kurmaları için yanlarında duran toplumdur. Sorunları yalnızca bireylere yükleyen değil, kendi kurumlarını, ilişkilerini ve yaşam koşullarını da sorgulayan toplumdur.

Uyuşturucuyla mücadele, insanın sağlığını, özgürlüğünü, onurunu ve geleceğini koruma mücadelesidir. Bu nedenle konu yalnızca ailelerin, uzmanların veya devlet kurumlarının değil, toplumun bütününün ortak meselesidir.

Gerçek bir ahlaki toplum, hiçbir insanın acısına kayıtsız kalmaz. Bir gencin geleceğini, bir ailenin huzurunu ve bir insanın yeniden ayağa kalkma umudunu kendi sorumluluğunun dışında görmez. Çünkü toplumsal dayanışmanın olmadığı yerde sorunlar büyür; ortak sorumluluğun ve insan sevgisinin olduğu yerde ise çözümün kapıları aralanır.

Uyuşturucuyla mücadele, insanı koruma; insanı koruma ise toplumu yeniden inşa etme mücadelesidir. Ahlaki toplumun gücü, insanları yargılamakta değil, onları koruyacak ve yaşatacak bir ortak yaşam kurabilmektedir.

Unutulmamalıdır ki bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu maddi imkânlardan önce insanlarının sağlığı, özgürlüğü, dayanışması ve geleceğe duyduğu güvendir. Bu değerleri korumak isteyen her toplum, uyuşturucuyla mücadeleyi ortak bir sorumluluk olarak görmeli ve bu sorumluluğu sözden eyleme dönüştürmelidir. Çünkü insanını koruyamayan toplum geleceğini, geleceğine sahip çıkan toplum ise umudunu kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

 

Yorumlar